<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çeşme ve Çeşme Beldeleri  Rehberi &#187; BLOGS</title>
	<atom:link href="http://www.infocesme.com/cesme/blogs/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.infocesme.com</link>
	<description>Çeşme Otelleri &#124; Çeşme Tanıtım &#124; Çeşme Eğlence&#124; Çeşme Rehberi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Aug 2010 11:10:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çeşme&#8217;de iki hafta</title>
		<link>http://www.infocesme.com/blogs/cesmede-iki-hafta/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/blogs/cesmede-iki-hafta/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 21:40:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2871</guid>
		<description><![CDATA[9/11/2009 &#8211; Çeşme &#8216;de İki Hafta&#8230;
Bu yaz tatilimizi nerde yapacağımıza karar vermeden önce aklımızda olan birkaç yerdeki otelleri kıyaslayarak  bu tatilden beklentimizin ne olduğunu düşündük. Son yıllarda farklı tatlarıyla hem yerli hem de yabancı turistler arasında tercih edilen, yazılı ve görsel basında birçok ünlüyle adını duyduğumuz Çeşme’de, yorucu bir yılın ardından bize enerji depolayacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>9/11/2009 &#8211; Çeşme &#8216;de İki Hafta&#8230;</p>
<p>Bu yaz tatilimizi nerde yapacağımıza karar vermeden önce aklımızda olan birkaç yerdeki otelleri kıyaslayarak  bu tatilden beklentimizin ne olduğunu düşündük. Son yıllarda farklı tatlarıyla hem yerli hem de yabancı turistler arasında tercih edilen, yazılı ve görsel basında birçok ünlüyle adını duyduğumuz Çeşme’de, yorucu bir yılın ardından bize enerji depolayacak iki haftamızı geçirmeye karar verdik. İki hafta Çeşme için fazla mı olur, yapacak bir şey bulamazsak sıkılır mıyız diye de düşünmedik değil. Ama dediğim gibi beklentimiz hem dinlenmek, eğlenmek, gezmek, hem de denizin ve  güneşin tadını çıkarmak olduğundan sıkılma düşüncesi geldiği gibi kayboldu zihnimizden..</p>
<p>Konaklamak için birçok dostumuzun anlata anlata bitiremediği, ağırladığı misafirleri ve organizasyonları ile de adını duyuran Ilıca Hotel’ i seçtik.</p>
<p>Çeşme’ye gitmeden önce, internetten yaptığım araştırmalar ve blog yazılarıyla aşağı yukarı bir program oluştu kafamda, hatta 2 hafta yetecek mi diye düşünmeye başladımJ</p>
<p>Her ne kadar birbirine çok yakın olsa da, Çeşme’nin farklı bölgelerinde de vakit geçirmek istediğimizden araba ile yolculuk yapmaya karar verdik…</p>
<p>Otele öğle 13.00 sularında vardık. Gayet sıcak bir karşılamadan sonra, otele kayıt işlemlerimiz yapıldı. Otel dolu olduğundan ve giriş saatinden önce vardığımızdan, odamızın hazırlanması için bir süre beklememiz gerekti. Odamızın hazır olmasını beklerken, ikram edilen buz gibi limonatanın eşliğinde otel ve çevre hakkındaki kısaca bilgilendirildik.</p>
<p>Odamıza yerleşir yerleşmez mayolarımızı giyip masmavi denize attık kendimizi. Deniz suyunun faydaları anlatılır yıllardır, hatta birçok hastalığa karşı bağışıklık sistemini de güçlendirir diye bilirim. Gerçekten insan derin sularda yüzdükçe, vücudundaki her hücre uyanıyor, yenileniyor sanki.</p>
<p>Ilıca Otel’in odalarındaki konfor plajında ve dış mekanlarında da aynı. Otelin kendine ait küçük kumsal plajı çok keyifli ama daha çok çocuklu aileler kullanıyor. Biz denize girmek ve güneşlenmek için iskeleleri tercih ettik. Havuzlar da çok cezp edici ama denizin yanında bizim için şansı olmuyor…Çevrede çok popüler beach club lar olmasına karşın,  Ilıca Hotel  plajda bulunan restoran ve barlarıyla da, beach clubları aratmıyor. Akşam yemeğimizi otelin açıkbüfesinde yedikten sonra, sabırsızlıkla keşfetmek istediğimiz Alaçatı sokaklarına gitmeye karar verdik.</p>
<p>Daha önceki tatillerimizi güney bölgelerde  geçirdiğimizden, açık büfe yemek anlayışı ile ilgili bir önyargımız vardı. Büfede sunulan her çeşit birbirinin benzeri, lezzetli hatta doyuracak bir şeyler bulmanız bile zor olurdu zaman zaman onca yemeğin arasında. Ilıca Hotel’in akşam yemek büfesi ufak tefek eksikler olsa da, gerçekten özenle hazırlanmıştı. Hem bildiğimiz, hem de hiç bilmediğimiz, hatta adını bile duymadığımız çok lezzetli yemekler vardı. Zeytinyağlısından tatlısına kadar Ege mutfağının birçok farklı lezzetini burada tattım ve çok beğendim diyebilirim. Yemekler güzel olunca, restoranın çok kalabalık olması da kaçınılmaz oluyor sanırım.</p>
<p>Alaçatı’ya gelince Çeşme’de olduğumuzu unuttum. Taş evler, daracık birbirinden şirin sokaklar, hepsi farklı havada cafeler,restoranlar bizi farklı bir diyara getirdi sanki. Büyülendim diyebilirim.Meraklıları için Alaçatı’nın tam merkezinde çok büyük bir antika pazarı var. Burada antika dışında, kendi ürünlerini satan bayanların tezgahları da çok rağbet görüyor. Hiçbirşey almasanız bile 1-2 saatiniz keyifle pazardaki tüm tezgahları gezerek geçiyor. Lavanta çiçeği Alaçatı’nın simgesi olmuş taş evlerden sonra. Her sokak başında minik tezgahlarda satılan kurutulmuş lavanta buketleri veya kesecikleri,  yörenin farklı bitkileri, sevdikleriniz için hoş birer armağan olabilir. Ben dayanamayarak lavanta keselerinden bolca aldım, eve dönünce arkadaşlarıma da vereceğim.</p>
<p>Alaçatı’ya tatilimiz süresince gece gündüz birçok kez gittik. Gerçekten gecesi ayrı, gündüzü ayrı bir keyif. Alaçatı’da butik otel sayısı çok fazla, otellerin hepsi çok güzel. Bir dahaki tatilimizde 2-3 günü mutlaka burada geçirmek istiyoruz ama otel seçmek gerçekten çok zor. Ve mutlaka Alaçatıya geldiğiniz zaman bir sabah kahvaltınızı taş evlerin bahçelerinde yer alan mekanlardan birinde yapın. Zeytin yağı ile pişirilmiş menemene ekmek bandırmanın tadı Alaçatı’da bir başka… Üzerine de Sakızlı Türk kahvesi..</p>
<p>Alaçatı merkezin 4-5 km dışında çok güzel koylarda sıra sıra surf okulları var. Alaçatı surfe elverişli rüzgarlarıyla dünyada ilk üçe girmiş ve binlerce yerli  yabancı surf tutkununun akınına uğruyor. Biz surf yapmayı bilmediğimiz için sadece denizde rengarenk bir görüntü oluşturan surfçüleri izlemekle yetinsek de, gelecek yıl bu spora başlamak ya da en azından denemek için karar aldık.</p>
<p>Çeşme’nin rüzgarına inat en sakin yer Aya Yorgi koyu. Bu koyda da çok güzel beach clubler var, manzara mükemmel burada. Ancak giriş, otopark  ücreti de dahil  fiyatlar biraz yüksek.Aya Yorgideki beach clublerin akşam yemeği için denize sıfır restoranları var ve hepsi yemek sonrasında dünyanın en iyi DJ leri ile sabahın ilk saatlerine kadar  tatilcileri eğlendiriyor. Odanıza gidip uyumadan önce Çeşme’nin olmazsa olmazı, kumru yemek alıyor sırayı. Ilıca’ya gittiğinizde deniz kenarında sıra sıra dizilmiş kumrucuların hepsi kalabalık, herkes uyumadan önce kumru yemek için bekliyor. Bizim alıştığımız gibi çorba yerine kumru da Çeşme gecelerinin finali oluyor.</p>
<p>Çeşme’nin gece hayatı sadece beach clubler ile sınırlı değil.  Her hafta başka bir popüler sanatçının sahne aldığı barlar, beach clublerde düzenlenen farklı konseptlerde geceler de Çeşme’de eğlencenin bir parçası. Alaçatı Babylon’da her hafta yapılan sirtaki gecesine katılma şansımız oldu bizim de. Sakız Adası’ndan 3 kişilik bir grup , plajda kumların üzerine atılan masa ve sandalyeler, Ege mutfağının mezeleri bu gecenin konseptini başarıyla oluşturmuş. Babylon’un hemen yanında Makah Beach’de her hafta farklı bir ülkenin konseptinde geceler düzenleniyordu, ancak bizim katılma şansımız olmadığından biraz içimizde kaldı.</p>
<p>Tarihten hoşlanıyorsanız Çeşme’de çok fazla seçeneğiniz olmasa da, Çeşme Kalesi, günümüzde sergi salonu olarak kullanılan büyük kilise, kervansaray ve sokak aralarında bulunan çeşmeler görülebilir. Küçük bir balıkçı köyü olan Ildırı’da bulunan antik kent de   görülebilecek tarihi yerler arasında. Ildırıya ziyaretimiz sırasında, yolun kenarında çok güzel deniz manzarası olan bir cafede oturduk. Burada, çıtır çıtır kızarmış  İzmir lokmasını yerken güneşin batışını izlemek gerçekten çok büyük bir keyif. Ildırı’da  çok güzel balık restoranları da var ama  biz tercihimizi Dalyan’dan yana kullandık.</p>
<p>Çeşme’nin kendine özgü keyifleri var ve bence en önemlisi, 7den 70 e hiç kimsenin sıkılmayacağı bir yer. Biz iki haftamızı dolu dolu  gezerek, Çeşme’nin her köşesinin tadına vararak geçirdik. Çeşme’ye çok yakın olan Yunan adası Sakız’a vizemiz olmadığı için gidemedik. Günü birlik gidişlerde vizeye gerek olmadığını sanıyorduk, biraz hayal kırıklığına uğradık. İnşallah gelecek tatilimizde bir gün Sakız’a da gideceğiz.</p>
<p>Çeşme’de son günümüzü otelin SPA merkezinde dinlenerek geçirdik. Buradaki termal su havuzunu görünce biraz şaşırdım, suyun rengi kahverengi, çamurlu ve kirli gibi.  Merakla biraz da çekinerek sordum görevliye,  termal suyun içinde yüksek oranda farklı mineraller olduğunu, rengini ve kokusunu da bu minerallerden aldığını söyledi.   Zaten içindeki minerallerden dolayı birçok hastalığa iyi geliyormuş. Suyun sıcaklığı çok yüksek olduğundan ben uzun süre kalamadım havuzda ama bu kısa süre bile rahatlayıp gevşememe yetti. Havuzdan sonra yaptırdığımız masajlar ile  bir yılın yorgunluğu o odada kaldı sanki…</p>
<p>Otelden ve Çeşme’ den ayrılırken biraz içim burkuldu. Yol boyunca  yaşadıklarımızı düşündüm ve tekrar gelinceye kadar beni yalnız bırakmayacak Çeşme anılarımla eve döndüm.</p>
<p>Sizlerin de bu anılara sahip olmanız dileğiyle</p>
<p>M.S</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/blogs/cesmede-iki-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeşme&#8217; de tatil mi; tabi kiiiii</title>
		<link>http://www.infocesme.com/blogs/cesme-de-tatil-mi-tabi-kiiiii/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/blogs/cesme-de-tatil-mi-tabi-kiiiii/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 21:39:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2869</guid>
		<description><![CDATA[Senede yaklaşık 4 sefer tatile çıkarız. Her seferinde 2 yurt içi, 2 yurt dışı olmak üzere planlıyoruz. Çok yoğun çalıştığımızdan dolayı bayram ve özel günlerdeki tatiller bizim için bulanmaz bir fırsat. 4–5 günlük tatillerde Avrupa gitmek daha kolay ve özellikle kış aylarında çok uygun fiyatlara turlar bulabiliyorsunuz. Yaz tatilimizi de eşimle sürekli Antalya da tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Senede yaklaşık 4 sefer tatile çıkarız. Her seferinde 2 yurt içi, 2 yurt dışı olmak üzere planlıyoruz. Çok yoğun çalıştığımızdan dolayı bayram ve özel günlerdeki tatiller bizim için bulanmaz bir fırsat. 4–5 günlük tatillerde Avrupa gitmek daha kolay ve özellikle kış aylarında çok uygun fiyatlara turlar bulabiliyorsunuz. Yaz tatilimizi de eşimle sürekli Antalya da tüm yılın yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz. Ancak son yıllardaki bu her şey dahil furyası artık çok sıkıcı olmaya başladı. En azından bizim için. Bu karmaşadan ve sürekli yemek almak için bir yerlere yetişme hiç bize göre değil. Zaten mümkün olduğunca da otellerin alacart restauratların da yemek yemeği tercih ediyorduk. 2 sene önce bir arkadaşımın da tavsiyesi ile Çeşme de ILICA Otel de Yarım pansiyon rezervasyon yaptırdık. Çeşmenin hep rüzgârlı olduğu ve denizinin soğuk olduğuna dair bir kanı vardı bende ve bu nedenle yaz tatillerimizi eylül ayında yaptığımızdan hiç çeşmeye gelmek aklımıza gelmezdi. Sonunda havalimanından otele olan transferimiz sona erdi ve otele giriş yaptık. Çok sıcak karşılayan resepsiyonist arkadaşımız bize çeşme hakkında beklediğimizden çok daha fazla bilgi vererek bizi aydınlattı. Odamıza yerleştikten sonra hemen mayolarımız giyerek Ilıca Otelin plajına indik. Süper bir deniz ve muhteşem bir hava.  Tatil böylece başlamış oldu. İlk gün Ilca otelde geçirerek tüm aktivitelerinden yararlandık. Öğle yemeğimizi gril barında süper pidelerinden yedik. Ardından Ilıca plajına bakan odamızda dinlendikten sonra akşam yemeğimizi de otelde aldıktan sonra dinlendik. Konakladığımız sürece bazı günler Aya Yorgi koyunda, bazı günler de de alaçatı koylarında günlerimizi çok keyiflice geçirdik. Birkaç akşam alacatının sokaklarında dolaşarak minik kafelerde çeşmeye özel sakızlı kahvenin tadına ilk defa burada tattık. Bu tatilimizden sonra yaklaşık 2 yıldır her fırsatta çeşme ılıca otelde tatil yapıyoruz. Özellikle Ilıcanın termal suyunu dan faydalanarak vücudumuzun yorgunluğunu atıyor , aynı zamanda Ilıca otelin eylül keyfini sakinliğini dinginliğini ve o leziz yemeklerini yiyerek tam anlamı ile kendimize kür yapıyoruz. Son olarak Ilıca otel deki bayram programına üm aile ile birlikte katıldık. Sayemizde kuzenlerimiz de Ilıca otelde konaklayarak Çeşme keyfini yaşadılar. Hepsi şimdiden bir dahaki tatili iple çekiyor. Unutmadan Çeşme Ilıca otele gittiğinizde sakızlı türk kahvesini deneyin ben çok seviyorum. Artık çeşme siz bir tatil düşünemiyoruz ve yılda en az 2 kere Ilıca otele gelerek çeşmenin, ayayorgi koyunun, dalyan da balık rakı keyfinin ve alaçatı pazarında alışveriş yapmanın bir ritüelimiz haline geldiğini de eklemek isterim. Aslında şimdiye kadar neden daha önceden çeşmeye gelmediğimize yanmıyor değiliz. Olsun Çeşme ne zaman keşfedilirse keşfedilsin her defasında bir başka güzelliği ile yine bizi etkiliyor ve çok dingin olarak evimize dönüyoruz. İzmir de yaşamayı bu yüzden çok istedim. Her halde her hafta sonu kalmamakta en azından günübirlik olarak ta çeşme ye gelir ılıca da bir kumru yer ardından da dönerdik. Şimdi İzmir deki arkadaşlarımın neden Cuma gününden ortadan kaybolarak çeşmeye geldiklerini ve pazartesi sabah erkenden Çeşmeden yazlıklarından işe döndüklerini anlıyorum.</p>
<p>Banu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/blogs/cesme-de-tatil-mi-tabi-kiiiii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de yaşayıpta Çeşme&#8217;ye gitmemek mümkün mü?</title>
		<link>http://www.infocesme.com/blogs/izmirde-yasayipta-cesmeye-gitmemek-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/blogs/izmirde-yasayipta-cesmeye-gitmemek-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 21:38:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2867</guid>
		<description><![CDATA[İzmir&#8217;de yaşayıpta  Çeşme&#8217;ye gitmemek mümkün mü?
Hayatımda en önemli insanlarla beraber atlarız arabamıza ve rota doğru çeşmedir. alaçatıya girdiğinizi pervanelerin başlamasıyla anlarsınız.. Kumrucaların ardaarda sıralanması, ılıca da olduğunuzu anlatır size.. Ilıca yolundan çeşmeye doğru devam ederken sağ tarafta denize sıfır 5 yıldızlı bir otel bulumakta. Ilıca Hotel !!! Daha otele yanaşırken güleryüzlü çalışanları karşılar sizi.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir&#8217;de yaşayıpta  Çeşme&#8217;ye gitmemek mümkün mü?</p>
<p>Hayatımda en önemli insanlarla beraber atlarız arabamıza ve rota doğru çeşmedir. alaçatıya girdiğinizi pervanelerin başlamasıyla anlarsınız.. Kumrucaların ardaarda sıralanması, ılıca da olduğunuzu anlatır size.. Ilıca yolundan çeşmeye doğru devam ederken sağ tarafta denize sıfır 5 yıldızlı bir otel bulumakta. Ilıca Hotel !!! Daha otele yanaşırken güleryüzlü çalışanları karşılar sizi.. Odaları çok lüx, yemekleri birbirinden lezzetli ve bol çeşitli, rahatlığa ve konfora dair herşey düşünülmüş. Çocuklarımızın mini club&#8217;ta attığı kahkahalar dahada mest eder tatilimizi&#8230; En güzel şeyler ayrıntılarda saklıdır ya işte böyle bir durum, onlarca ayrıntı tek bir otelde sabitlenmiş sanki.</p>
<p>Bir yandan eğlenirken deniz&#8217;in kum&#8217;un spor aktivitelerinin dansın ritmine kaptırırken bir yandanda huzurun keyfini çıkartıyoruz. Üstelik süreklide ünlü kişiler ağırlanıyor. Beach partileri yaza damgasını vuruyor zaten.. David Vendetta ve Murat Boz&#8217;a denk gelmiştik, ne eğlenmiştik  ama.. Yorgunluğumuzu, spa centerında gideriyoruz. Özellikle tercihim thai ve bali masagı. Termal suyu ve Thalasso suyundan da yararlanarak doğru odamıza 1 saat şekerleme yapmaya..</p>
<p>Akşamı bir başka güzel otelin.. Özellikle deniz kenarında bulunan Grill Barı muhteşem. Pizza en sevdiğim yemeklerdendir. Oradaki ustalarında ellerine sağlık, muhteşem italyan pizzalar yapıyorlar.. Pizza ve şarap keyfi, sakız adasından bu tarafa gelen ılık esinti ve canlı müzik eşliğinde söylediğimiz şarkılar alıp çook uzaklara götürüyor bizi.. Gökyüzünde binlerce yıldız şahit bu güzel gecelerimize..</p>
<p>Çeşme ile bağdaşlaşmış yerler var.</p>
<p>Mesela alaçatının tarih kokan dar sokaklarında yürüken sağlı sollu mağazalarına bakmaktan ufak-tefek hediyeler almadan gidilmez. Alaçatı sokaklarında yürürken dışarıdan bakıldığında küçücük gibi gözüken Cafe&amp;Restoranlarına adım attığınızda arka tarafa doğru yayılan kocamaan bir alan sizi bekler. Surf tutkunuysanız zaten başlıbaşına alaçatılısınızdır.</p>
<p>Dalyan tarafında ayayorgi koyu öyle güzeldir ki, Özellikle de gündüz beach olarak gittiğiniz yere akşam birdaha gitmek istemeniz normaldir, çünki gündüzü kadar geceside hareketlidir. Paparazzi, Solemare, Granada, Shayna bir koyun etrafında dizili mekanlardan&#8230;</p>
<p>Dalyan deyince akla ilk gelenlerdendir Rakı &amp; Balık. Deniz üzerine kurulu platformlarda ve müthiş manzarasıyla balık yemek ayrı bir lezzettir.</p>
<p>Kısacası Çeşme bambaşkadır ve vazgeçilmezdir. Sizlerle paylaşıyorum çünki eğer gitmediyseniz kesinlikle çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Gittiyseniz zaten sizde Çeşmelisinizdir!!!</p>
<p>BT</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/blogs/izmirde-yasayipta-cesmeye-gitmemek-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mutluluk üzerine&#8230;</title>
		<link>http://www.infocesme.com/blogs/mutluluk-uzerine/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/blogs/mutluluk-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ytezcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2791</guid>
		<description><![CDATA[Bir çokları gibi bende düşündüm, insanları mutlu eden şeyler, büyük emeller, büyük amaçlar, büyük tutkular, büyük beklentiler midir diye&#8230; Bırakın kumarhaneleri, at yarışlarını, ama en azından, devletin Loto, Toto, Sayısal Loto, Millî Piyango gibi kumar kuruluşlarına olan büyük rağbete bakarak bu soruya, &#8220;Evet, öyle!&#8221; denilebilir.
Oysa, kendilerine &#8220;Önemlice bir ikramiye kazanırsanız ne yaparsınız?&#8221; diye soru sorulan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çokları gibi bende düşündüm, insanları mutlu eden şeyler, büyük emeller, büyük amaçlar, büyük tutkular, büyük beklentiler midir diye&#8230; Bırakın kumarhaneleri, at yarışlarını, ama en azından, devletin Loto, Toto, Sayısal Loto, Millî Piyango gibi kumar kuruluşlarına olan büyük rağbete bakarak bu soruya, &#8220;Evet, öyle!&#8221; denilebilir.</p>
<p>Oysa, kendilerine &#8220;Önemlice bir ikramiye kazanırsanız ne yaparsınız?&#8221; diye soru sorulan kişilerin yanıtlarına bakarsanız pek de öyle olmadığını görürsünüz.</p>
<p>Pek çoğu, &#8220;Bir ev alırım, bir araba alırım&#8221; diye yanıtlar sizi.</p>
<p>Bir dünya gezisine çıkarım diyenler, parmakla gösterilecek kadar azdır. Bir kısmı ise, paramı vadeli mevduata yatırır, çalışmadan yaşarım der. Öteki dünyadaki yerini sağlamlaştırmak için hayır yapacağını söyleyenlere de rastlanır aralarında&#8230;</p>
<p>Para içinde yüzen insanlar, daha doğrusu o parayı emek harcamadan kazananlar, paralarıyla ne yapacaklarını bilemezler.</p>
<p>Gece kulüplerinde tabak kırarak, ceket yakarak eğlendiklerini sananlar, göbek dansçılarının koyunlarına dolarları tıkıştıranlar, orta yere para saçanlar, düğünlerde, partilerde kompleksini tatmin edecek şekilde şampanya patlatanlar, aslında mutluluğun ne olduğunu bilmeyenlerdir.</p>
<p>Tabiî, kıt kanaat geçinecek kadar para kazanabilenler de ne yapacaklarını bilemezler!</p>
<p>Türkiye&#8217;de, yirmi birinci yüzyılın başında, asgarî ücret, dört kişilik bir ailenin ekmek parası; bir gecelik mutluluk parası bile değil!</p>
<p>Orta sınıfın hali de farklı değil.</p>
<p>Sabahları çok erken bir saatte kalkar, akşamdan kalma çökelmiş kahvelerini ısıtıp, aceleyle bir iki lokma atıştırarak yollara dökülürler, yoğun trafik akışına dalar, egzoz kokularını içlerine çekerek iş yerlerine ulaşırlar.</p>
<p>İşlerinden hoşlanıp hoşlanmadıklarını, iş arkadaşlarını sevip sevmediklerini düşünmeye bile fırsat bulamadan aslında akıllarından hiç çıkmayan, bir sabah ansızın işsiz kalabilecekleri korkusuyla, akşama kadar bir robot gibi çalışır, öğleyin, çok kez ayakta, fast-food yiyip kola içer, akşam olunca yorgunluktan bitkin bir hâlde evlerine dönerler. Eşlerine sarılacak, çocuklarıyla oynayacak güçleri bile kalmamıştır.</p>
<p>Akşam yemeğinde televizyon seyreder, daha sonra, yine televizyon karşısında, koltuk ya da kanepelerinde bir süre uyukladıktan sonra yataklarına çekilir ve hemen uyurlar.</p>
<p>Evet, evlerinde her çeşit dayanıklı tüketim malı vardır.</p>
<p>Fırın, çamaşır ve bulaşık makineleri, buzdolapları, televizyonlar, en gelişmiş müzik setleri, kapının önünde arabaları&#8230;</p>
<p>&#8220;Acaba?&#8221; diyor insan&#8230;</p>
<p>&#8220;Para mutluluk getirmez, ama parasız da mutluluk olmaz!&#8221;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Haydi bu kategorilerin dışında olanlar var diyelim.</p>
<p>Hoşlandıkları bir işte çalışıyor olsunlar.</p>
<p>Kazandıkları da onlara haydi haydi yetsin.</p>
<p>Günlerinde mesai saati diye bir şey olmasın.</p>
<p>Canlarının istediğini istedikleri zaman yapabilsin bu insanlar&#8230;</p>
<p>Hayal, ütopya ama neyse olsun.</p>
<p>Bana kalırsa böyle kişiler bile mutluluğun yanından geçemezler.</p>
<p>Neden mi?</p>
<p>Çünkü hep korktukları bir şeyler vardır.</p>
<p>Çünkü her an, ne ölçüde dayanıklı inşa edildiğini bilmedikleri evlerinin 7.2 şiddetinde bir depremle kafalarına çöküp çökmeyeceği konusunda şüpheliler.</p>
<p>Suratlarını bir kalaşnikoftan çıkan mermilerin dağıtıp dağıtamayacağından, kontak anahtarını çevirir çevirmez arabalarının havaya uçup uçmayacağından emin değiller.</p>
<p>Ramazanda oruç tutmadıkları için evlerinin taşlanabilme ihtimalini ve de tesettürlü dolaşmadığı için eşlerinin sokak serserilerinin saldırısına uğrayabilme ihtimalini düşünmek zorundalar.</p>
<p>Herkes öyle aslında.</p>
<p>Her an tepelerine hafifletilmiş bir nükleer uçak mermisinin düşebileceğini düşünmek zorunda herkes&#8230;</p>
<p>Ne acı değil mi?</p>
<p>Eeee&#8230;</p>
<p>Ne yapacağız peki mutlu olabilmek için?</p>
<p>Cevabını ben de bilemiyordum.</p>
<p>Ta ki geçenlerde sıradan bir Şarlo güldürüsü izleyene kadar.</p>
<p>Charlie Chaplin, filmin bir sahnesinde, ormanlık ve karlı bir yerde; çevresinde kan gövdeyi götürüyorken; bombalar, tüfekler ateş saçıyorken, bir elinde tüfeği, saf saf sağına soluna bakınıyor, gözü biraz ilerde karlar arasında yeni açmış bir kardelen çiçeğine ilişiyor.</p>
<p>Tüfeğini bir yana bırakarak eğilip, çiçeği kopararak yakasına iliştiriyor. Her şeye karşın mutlu olduğu belli.</p>
<p>Bir süre düşündüm o sahne hakkında.</p>
<p>Şarlo&#8217;nun ne demek istediğini biraz geç anlayabildim&#8230;</p>
<p>Mutluluk neredeydi, savaş meydanı nerede?..</p>
<p>Her şey bir yana herhalde mutluluğu bulmak o kadar da zor bir şey değil.. Kasmaya gerek yok gibi&#8230;</p>
<p>Hem kassan ne fark eder ki?<img class="alignright size-full wp-image-2792" title="the_sad_clown" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/11/the_sad_clown.jpg" alt="the_sad_clown" width="400" height="442" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/blogs/mutluluk-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onu içmeyin, onunla bunu yapmayın demek tehlikeli</title>
		<link>http://www.infocesme.com/haber-arsivi-info-cesme/onu-icmeyin-onunla-bunu-yapmayin-demek-tehlikeli/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/haber-arsivi-info-cesme/onu-icmeyin-onunla-bunu-yapmayin-demek-tehlikeli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 20:58:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[HABER ARŞİVİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2739</guid>
		<description><![CDATA[Burcu Galiba (Burrrccuu)
B: Balık demişken.. Bir dönem usta yazarların balıkla rakı içilir mi tartışmasında siz biraz çekimser kalmıştınız. Bu konudaki fikriniz nedir?
T: Ben pek balık sevmem ondan çekimser kaldım. (Gülüyor) Çok fazla kuralcı olmamak lazım. Balıkla rakısını içmek isteyen içsin. İnsanlara çok fazla kural koymamak lazım. Çünkü yorup sıkıyor o zaman. Bence bu içki işinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2740" href="http://www.infocesme.com/haber-arsivi-info-cesme/onu-icmeyin-onunla-bunu-yapmayin-demek-tehlikeli/attachment/onu-icmeyin-raki/"><img class="alignleft size-full wp-image-2740" title="onu icmeyin- rakı" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/11/onu-icmeyin-rakı.jpg" alt="onu icmeyin- rakı" width="250" height="250" /></a>Burcu Galiba (Burrrccuu)</p>
<p>B: Balık demişken.. Bir dönem usta yazarların balıkla rakı içilir mi tartışmasında siz biraz çekimser kalmıştınız. Bu konudaki fikriniz nedir?</p>
<p>T: Ben pek balık sevmem ondan çekimser kaldım. (Gülüyor) Çok fazla kuralcı olmamak lazım. Balıkla rakısını içmek isteyen içsin. İnsanlara çok fazla kural koymamak lazım. Çünkü yorup sıkıyor o zaman. Bence bu içki işinde hiç kimsenin o kadar otorite olma hakkı yok. Onunla onu yeme! Ya sana ne, benim hoşuma gidiyor, yiyorum işte. (Gülüyor)</p>
<p>Bir kez bana şeyi soruyorlardı, “Jack Daniels mı Jim Beam mi daha iyi?” Alın dedim bir bardağa birine, diğer bardağa birini doldurun. İki üç de buz veya su koyun içine, hangisini beğeniyorsan o daha iyidir. Sen beni niye dinliyorsun ki?</p>
<p>B: Bu konuda otorite olarak kabul ediliyor olmanızdan kaynaklanıyor olsa gerek.</p>
<p>T: Vefa Bey’in de dediği gibi eğer sen konuştuğun kimselere veya okullara neler aranır, hangi tatlar içinde aranır belirtilse&#8230; Ben de hala yeni çıkan şeylerle ilgili okuyorum, araştırıyorum. Okuduğum şarap yazarları var. İnsan bir şeyler kapıyor. Senin tatmadıklarının 10 katını tadanlar var, sen onlardan öğreniyorsun, sen başkalarının 10 katını tadıyorsun&#8230; Böyle zincirleme giden bir şey bu. İçinde normalde aklına gelmeyen fakat algılanması gereken tatlar oluyor mesela. Okuyup onu içtiğinde sahiden bunda muz kokuları var dediğinde insanların da hoşuna gidiyor. Ama onu içmeyin, onunla bunu yapmayın demek tehlikeli. Ben bunu hiç yapmadım.</p>
<p>V: Zaten damak kendi kendini geliştirir. Ne kadar seans yapar, tadıma katılırsanız damağınız o kadar gelişir.</p>
<p>T: Damağın inanılmaz bir hafızası var. Ahmet Örs ile konuşuyorduk geçen gün, o kısa bir yazı yazmış gurmelik üzerine. “Ben gurme değilim.” diye&#8230; Çok güzel bir yazı, her kelimesine katılıyorum. Ben sadece yemek yiyip, içki içmekten zevk alıp duyduğum zevki başka insanlarla paylaşmaya çalışıyorum diyor. Doğru çünkü dikte etmeye çalışmamak lazım, belki bazı şeyleri olduğundan daha fazla ciddiye de almamak lazım. O yazıda şeyi yazmış, gurme olduğun zaman insanlar zannediyorlar ki seni sürekli bir yerlere davet ediyorlar; Bedava seyahat edip bedava yemek yiyorsun. Hiç öyle değil, tamam arada bir davet ediliyorsun ama bu işi yaparken zamanla tattığın, yediğin şeyler o kadar iyi şeyler oluyor ki evinde de onu yemeye çalışıyorsun, e o da ciddi maliyet diyor. (Gülüşmeler) Eskiden içtiğimiz bir sürü şarap vardı Türkiye’de. Şimdi Kayra, Terra gibi pek çok şey çıktı. Şimdi eskisini içebilir miyiz? İçemeyiz çünkü daha iyisine alıştık. Düşünsene ayda üç gün dört gün çağırıyorlar seni, Fransa’da şatolarda şarap içiyorsun, sonra burada kötü bir şarap içiyorsun. Bu ne dersin? Hep onu içmek istersin. Damak o konuda çok nankör çünkü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/haber-arsivi-info-cesme/onu-icmeyin-onunla-bunu-yapmayin-demek-tehlikeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hangi ülke vatandaşı daha şanslı</title>
		<link>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/hangi-ulke-vatandasi-daha-sansli/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/hangi-ulke-vatandasi-daha-sansli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 21:15:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2691</guid>
		<description><![CDATA[
JAPON OLMANIN FAYDALARI
-Bakkalınızdan Japon yapıştırıcısı isterken gururla &#8221; &#8211; Şu bizim yapıştırıcıdan versene&#8221; dersiniz.
-Çok kiloluysanız zayıflamak için milyonlarca lira harcamaz aksine Sumo Güreşçisi olup üstüne para kazanabilirsiniz.
- &#8221; -Adamlar yapmış ağbi! &#8220;diyerek hep kulaklarınızı çınlatırlar.
- Devleti yönetenlerin koltuklarını bırakmaları için ölmelerini beklemezsiniz.
iNGiLiZ OLMANIN FAYDALARI
- Her zaman için beyaz atlı prensin kapınızı çalma ihtimali vardır(Prens Charles! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2693" href="http://www.infocesme.com/cesme-haberler/hangi-ulke-vatandasi-daha-sansli/attachment/sansli-vatandas-2/"><img class="alignleft size-medium wp-image-2693" title="sansli vatandas" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/10/sansli-vatandas-300x300.jpg" alt="sansli vatandas" width="300" height="300" /></a></p>
<p>JAPON OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>-Bakkalınızdan Japon yapıştırıcısı isterken gururla &#8221; &#8211; Şu bizim yapıştırıcıdan versene&#8221; dersiniz.</p>
<p>-Çok kiloluysanız zayıflamak için milyonlarca lira harcamaz aksine Sumo Güreşçisi olup üstüne para kazanabilirsiniz.</p>
<p>- &#8221; -Adamlar yapmış ağbi! &#8220;diyerek hep kulaklarınızı çınlatırlar.</p>
<p>- Devleti yönetenlerin koltuklarını bırakmaları için ölmelerini beklemezsiniz.</p>
<p>iNGiLiZ OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- Her zaman için beyaz atlı prensin kapınızı çalma ihtimali vardır(Prens Charles! ) .</p>
<p>- Ve üstteki mantığa göre kaynananız bir kraliçe olabilir.</p>
<p>- Hiç bir baltaya sap olamazsanız bir tamirhanede &#8221; ingiliz anahtarı &#8220;olabilirsiniz.</p>
<p>- ingilizceyi su gibi konuşursunuz. (!)</p>
<p>ETiOPYALI OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- Solarium için milyonlarca lira ödemeniz gerekmez.</p>
<p>- Diet yapmak için kasmazsınız.</p>
<p>- Tüm yardım konserleri sizin için yapılır.</p>
<p>- Akrabalarınız ya basketbolcu ya şarkıcı ya da dansçıdır.Aç ayı oynamaz lafını altüst edersiniz.</p>
<p>AMERiKALI OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- Kendinizi iyi hissetmeniz ve Amerikalı olmanın hazzını ve gazzını almak için herhangi bir Amerikan filmini seyretmeniz yeterlidir.Eğer hala övünmekten böğ gelmemiş ve kusmamışsanız.</p>
<p>- Her zaman ülkeniz savaştadır ama size zarar gelmez..</p>
<p>- NBA maçlar ını izlemek için sabahın köründe kalkmazsınız..</p>
<p>- Her apartmandaki 10 kişiden 5 &#8216;i dünyayı kurtaracak güçtedir.. Düşman ister uzaylı olsun isterse bir göktaşı &#8230; (örnek: Ramboterminator v.s..)</p>
<p>ÇiNLi OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- Çocuğunuzun ismini tabak çanak kırıp koyabilirsiniz. Çang Çung Çing gibi..</p>
<p>- Uzaydan görülebilen tek insan eseri olan &#8221; Çin Seddi&#8221; ni gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşarsınız..</p>
<p>- Uzağı net görmek için gözlerinizi kısmanız gerekmez.</p>
<p>- Tek yataklı oda parası verip üç kişi yatabilirsiniz.</p>
<p>FRANSIZ OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>-ingilizce bildiğiniz için değil bilmediğiniz için hava atarsınız( Yani onlar öyle sanıyor) ..</p>
<p>- Her şeye Fransız kalabilirsiniz..</p>
<p>- Fransızca küfür bile etseniz şiir okuyosunuz sanırlar&#8230;</p>
<p>iTALYAN OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- Kaybolmazsınız. Çünkü her yol Roma&#8217;ya çıkar.</p>
<p>- Herkesin sırtını yaslayacak bir dayısı vardırözellikle Sicilya dolaylarında&#8230;</p>
<p>- Dünya kızları yakışıklılıkta hep sizi örnek gösterir..</p>
<p>- Doğan SLX fiyatına FERRARi alabilirsiniz( Abartık ama olsun! Eee.. Böyle vergilere böyle espri!) &#8230;</p>
<p>VEE TÜRK OLMANIN FAYDALARI</p>
<p>- 2050 yılında dünyanın tek hakimi olabilirsiniz(Çünkü herkes uzaya çıkmış olacak)&#8230;</p>
<p>- Eğer dünyanın hakimi olursanız uzaydan gelebilecek UFO lara taş atıp onları korkutup kaçırabilirsiniz( UŞAK da yaşanmıştır) ..</p>
<p>- Restoran lokanta gibi yerlerde masaları birleştirebilir ortaya bir salata söyleyebilir masanın kısa bacağının altına katlanmış kağıt koyabilirsiniz&#8230;</p>
<p>- Otobüs uçak hastahane vb. gibi cep telefonu kullanmanın yasak olduğu yerlerde gizli gizli cep telefonu ile konuşabilir plajda cep telefonunuzu mayonuza sıkıştırabilir ve herşey çok normalmiş gibi davranabilirsiniz..</p>
<p>-işsizlik üretimsizlik sosyal eşitsizlik trafik canavarı enflasyon ve sonu gelmeyen zamlarla canla başla mücadele ederek &#8221; ülke yönetmecilik &#8220;oynayan siyasetçilere yıllarca katlanarak &#8221; Varolmanın dayanılmaz eziyeti &#8220;ve&#8221;insanoğlunun dayanıklılık gücü&#8221; konularında bilimsel araştırmalara katkıda bulunabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Evet şaka bir yana aslında nerede yaşadığınız değil nasıl yaşadığınız daha önemli değil mi? Victor Hugo ne güzel söylemiş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/hangi-ulke-vatandasi-daha-sansli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bazı markalar bulunduğu kategoriye ismini verir</title>
		<link>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/bazi-markalar-bulundugu-kategoriye-ismini-verir/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/bazi-markalar-bulundugu-kategoriye-ismini-verir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 07:44:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>
		<category><![CDATA[Faydalı bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[REHBER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2626</guid>
		<description><![CDATA[Bazı markalar bulunduğu kategoriye ismini verirpazarlama
diliyle jenerik marka haline gelir. Örneğin Selpak kâğıt
ürünlere, Cif &#8216;ciflemek&#8217; gibi fiile dönüşüp kendi
kategorisindeki ovmalı tüm deterjanlara, Kot bir tekstilcinin
soyadıyken Türkiye&#8217;deki denim kumaşla yapılan tüm ürünlere
adını vermiş.
Koska da 102 yıldan bu yana helvayla birlikte anıla geliyor.
Koska denince helva, helva denince de akla Koska geliyor.
Markanın adı Koska, ancak markanın kapsadığı beş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2627" href="http://www.infocesme.com/cesme-haberler/bazi-markalar-bulundugu-kategoriye-ismini-verir/attachment/markalar-infocesme/"><img class="alignleft size-medium wp-image-2627" title="markalar- infocesme" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/10/markalar-infocesme-300x249.jpg" alt="markalar- infocesme" width="300" height="249" /></a>Bazı markalar bulunduğu kategoriye ismini verirpazarlama</p>
<p>diliyle jenerik marka haline gelir. Örneğin Selpak kâğıt</p>
<p>ürünlere, Cif &#8216;ciflemek&#8217; gibi fiile dönüşüp kendi</p>
<p>kategorisindeki ovmalı tüm deterjanlara, Kot bir tekstilcinin</p>
<p>soyadıyken Türkiye&#8217;deki denim kumaşla yapılan tüm ürünlere</p>
<p>adını vermiş.</p>
<p>Koska da 102 yıldan bu yana helvayla birlikte anıla geliyor.</p>
<p>Koska denince helva, helva denince de akla Koska geliyor.</p>
<p>Markanın adı Koska, ancak markanın kapsadığı beş ayrı şirket</p>
<p>var. Her biri farklı işleve sahip olan şirketler, Merter Helva</p>
<p>AŞ, Merter Helvacılık Mağazalar AŞ, Kossan AŞ, Kostat AŞ ve</p>
<p>Kospek Taşımacılık AŞ olarak faaliyetlerine devam ediyor.</p>
<p>ANADOLU&#8217;DA DOĞAN BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ DAHA</p>
<p>20. yüzyılın başında, 1902 yılında Denizli&#8217;de küçük bir</p>
<p>helvacı dükkanı olarak kurulmuş Koska. O zamanlar adı</p>
<p>kurucusundan ötürü Şekerci Hacı Emin diye geçermiş. Markanın</p>
<p>şimdilerdeki adı neden Koska bilemiyorum ama Türkçedeki büyük</p>
<p>sesli uyumuna uygunluğu markanın akılda kalıcılığını sağlamış.</p>
<p>Küçücük bir dükkanla başlayan helva üretimi, Dindar ailesinin</p>
<p>bir asır sürecek helvacılık sürecini de başlatmış. Bugün 11</p>
<p>dönüm arazi üzerinde kurulu 18 bin metrekare kapalı alana</p>
<p>sahip yeni Koska tesisleri, en son teknolojiyle entegre bir</p>
<p>işletme. Avcılar&#8217;da kurulu tesiste helvanın yanı sıra tahin,</p>
<p>pekmez, lokum, reçel, kozhelva, susam helva ve geleneksel Türk</p>
<p>tatlıları da üretilmekte. Açıkçası, bugüne değin fabrikanın</p>
<p>yanından geçerken restoranı görür ve &#8220;Helvacının helvası olur,</p>
<p>baklava başka bir şey.&#8221; diye düşünürdüm. Yanılmışım!</p>
<p>MARKAYI BÖL PARÇALA, AMA İYİ YÖNET!</p>
<p>Markayı kullanma hakkına sahip kardeşler yıllar içinde</p>
<p>kendilerine farklı yollar seçebiliyor. Koska Helvacısı&#8217;nın</p>
<p>tarihinde de Güllüoğlu, Seyidoğlu, Vefa ve Sultanahmet</p>
<p>Köftecisi gibi kardeş sayısının çok olduğu ailelerde yaşanan</p>
<p>ayrılık 1982 yılında vuku bulmuş. İkinci kuşaktan rahmetli</p>
<p>Adil Dindar&#8217;ın oğulları; Mümtaz, Nevzat ve Mahir kardeşlerin</p>
<p>en küçüğü kendi yoluna gitme kararı almış. Başlarda rahmetli</p>
<p>Mümtaz Dindar ile Nevzat Dindar&#8217;ın birlikte götürdüğü Koska</p>
<p>Helva AŞ&#8217;de şimdilerde Nevzat Dindar ve beş kuzen bir arada</p>
<p>çalışıyor. Aile fertleri yeteneklerine göre farklı işleri</p>
<p>paylaşıyor. Biz söyleşimizi yurtdışı pazarlardan sorumlu</p>
<p>Yönetim Kurulu üyesi ve rahmetli Mümtaz Dindar&#8217;ın oğlu Emin</p>
<p>Dindar ile yapıyoruz.</p>
<p>ORTADOĞU&#8217;DA HELVAYI EN İYİ TÜRKLER YAPAR</p>
<p>100 milyon TL&#8217;lik aktif büyüklüğü olan Koska&#8217;nın ürettiği</p>
<p>lezzetler dört kıtada 50 ülkeye ihraç ediliyor. Üretiminin</p>
<p>yüzde 30&#8242;unu ihraç eden Koska, kapasitesini artırmak için</p>
<p>sürekli yeni yatırımlar yapıyor. Ayrıca dünyada ilk kez</p>
<p>diyabetik helva, lokum ve badem ezmesinin de üreticisi olan</p>
<p>Koska, diyabetiklerin de bu karşı konulmaz lezzeti tatmasını</p>
<p>sağlıyor.</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süreden beri helvanın markası olarak</p>
<p>anılmak pek de kolay olmasa gerek. Koska Helva AŞ Yönetim</p>
<p>Kurulu Üyesi Emin Dindar&#8217;a, &#8220;Aslında damak zevkine yönelik</p>
<p>yapılan işlerde tadı her zaman aynı tutturamamaktan ötürü bir</p>
<p>risk de vardır. Bu kadar uzun süre sürdürülen başarının sırrı</p>
<p>nedir?&#8221; diye soruyorum, &#8220;Kalite, hijyen ve eğitim. Kalite</p>
<p>konusunda sadece kendimizle yarışıyor ve kendimizi sürekli</p>
<p>olarak yeniliyoruz. İleri teknolojiyle donatılmış tam</p>
<p>teşekküllü laboratuvarımızda Ar-Ge çalışmaları yapıyoruz.&#8221;</p>
<p>diye cevaplıyor.</p>
<p>Helvacılık her babayiğidin harcı değil. Bir ustalık işi.</p>
<p>Dindar ailesi dört kuşaktan bu yana taşıdığı ustalığını</p>
<p>bugünün teknolojisi ile birleştirmeyi de becerebildiğinden</p>
<p>başarısını sürdürebilmiş. Emin Dindar, modern teknolojiyle</p>
<p>ustalığın birleşmesini şöyle anlatıyor: &#8220;Mesleğimizde 102</p>
<p>yaşına bastık, bunu yaparken de eski usulleri en modern hale</p>
<p>getirecek yatırımları da beraberinde gerçekleştirdik. İddia</p>
<p>ediyoruz ki mekanik anlamda Türkiye&#8217;nin en modern ve hijyenik</p>
<p>üretim tesislerine sahibiz. Sektörün lideriyiz ve pazarın</p>
<p>yaklaşık yüzde 50&#8217;si bizim. Günlük yaklaşık 50 ton helva, 20</p>
<p>ton reçel ve 10 ton lokum üretimi yapabiliyoruz. Organik</p>
<p>ürünlere de girdik ve bu alan bizim de yatırım yapacağımız</p>
<p>alanlardan biri olacak.&#8221;</p>
<p>SATIŞ AĞI İLE ÜLKEYİ VE YAKIN COĞRAFYAYI SARMIŞLAR</p>
<p>Koska&#8217;nın Avrupa ve Anadolu&#8217;da 100&#8242;e yakın distribütörü var.</p>
<p>Anadolu&#8217;da her şehirde satıcıları, her bölgede müdürlükleri</p>
<p>bulunuyor. Koska&#8217;nın İngiltere Vejetaryen Derneği&#8217;nden aldığı</p>
<p>kalite sertifikası, ISO 9002 Kalite Belgesi, üretimin NASA&#8217;nın</p>
<p>belirlediği hijyen standardına uygun olduğunu belgeleyen HACCP</p>
<p>hijyen sertifikası ve ISO 9000 kalite belgelerinin en son</p>
<p>versiyonu olan ISO 22000 belgeleri var. Ayrıca Amerika ve</p>
<p>İsrail&#8217;den aldıkları Kosher Sertifikası (hayvansal ürün</p>
<p>kullanılmadığına ve çok kapsamlı hijyenik üretim yapıldığına</p>
<p>dair kalite belgesi) bu ülkelerde yaşayan Müslüman ve</p>
<p>Yahudilerin Koska ürünlerini gönül rahatlığıyla tüketmelerini</p>
<p>sağlıyor. Türkiye&#8217;de ve yurtdışında bölge satış müdürlükleri</p>
<p>ile birlikte 700&#8242;e yakın çalışana iş imkanı sağlayan Koska,</p>
<p>piyasada saf olarak bulunması güç olan ve helvanın yaklaşık</p>
<p>yüzde 60&#8242;ının hammaddesi olan tahinin de büyük üreticisi.</p>
<p>ÜRETİMDEN PERAKENDEYE YAŞANAN TESADÜFLER</p>
<p>Nevzat Dindar bir gün evde börek yapar. Eşi ve kızı bu lezzeti</p>
<p>beğenince mağazalarında verdikleri sabah kahvaltısının</p>
<p>menüsüne bu böreği de eklerler. Tadanlar çok beğenir ve öğlen</p>
<p>menüsünde de börek istemeye başlarlar. İş burada da bitmez,</p>
<p>öğle menüsü zenginleştirilir; çorba, zeytinyağlı, bir iki</p>
<p>ızgara çeşidini de servise koyarlar. 6 sene önce girişilen</p>
<p>restoran işi müthiş ilgi görür. Bugün dört mağaza ile</p>
<p>müşterilerine hizmet veren Koska, mağazalarında pasta da</p>
<p>satıyor. İlk zamanlar günde 30-40 pasta satarken saat</p>
<p>18.00&#8242;den sonra yaptıkları yüzde 50 indirimle günde 1.500</p>
<p>pasta satmaya başlarlar. Mağazacılıkta para kazanmanın daha</p>
<p>kolay olduğunu söyleyen Emin Dindar, önümüzdeki süreçte mağaza</p>
<p>sayısını artıracaklarını aktarıyor.</p>
<p>KOSKA&#8217;NIN GÖZÜ UZAKDOĞU&#8217;DA</p>
<p>&#8220;İhracata 20 sene önce başladık. Bugün Avrupa ülkelerinin</p>
<p>tümü, Amerika, Kanada, Arjantin, Meksika, Peru, Panama,</p>
<p>Ortadoğu ve Afrika&#8217;da Yemen, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri,</p>
<p>Bahreyn ihracat yapılan ülkeler arasında. Kuzey&#8217;de Rusya,</p>
<p>Ukrayna, Moldova, Gürcistan ve tüm Türk cumhuriyetlerine de</p>
<p>önemli miktarda ihracatımız var. Uzakdoğu&#8217;da da Malezya&#8217;ya,</p>
<p>Singapur&#8217;a ihracat yapıyoruz. Yapmış olduğumuz tanıtıcı</p>
<p>çalışmalar neticesinde son 4-5 senedir bu ülkelerin market ve</p>
<p>süpermarketlerine de ürünler veriyoruz. Aldığımız sonuçlar son</p>
<p>derece başarılı.</p>
<p>İhracatımızdaki bu başarı tabii ki ciromuzu olumlu yönde</p>
<p>etkiliyor. Üretimin yüzde 30&#8242;unu ihracata ayırıyoruz, bu da</p>
<p>büyük bir döviz girdisi sağlarken, üretim kapasitemizi de tam</p>
<p>kullanmamızı sağlıyor. İhracatta geçen seneye göre yüzde 20</p>
<p>büyümemiz oldu. Üretim sürekli artıyor, dolayısıyla biz de</p>
<p>birtakım yeni ürünler yapıyoruz. İhracatımızı daha da artırmak</p>
<p>istiyoruz, Koska&#8217;nın büyüme stratejisinde önemli hedeflerinden</p>
<p>biri de yurtdışı pazarları olarak belirlendi.</p>
<p>Ayrıca Uzakdoğu pazarları ilgimizi çekiyor. Bazı tat</p>
<p>çalışmaları yapıp, bu ülkelerde de tüketicilerimiz olsun</p>
<p>istiyoruz. Ayrıca yine lokum üretimi için Marks&amp;Spencer ile</p>
<p>görüşmelerimiz sürüyor. Bu sıralar Amerika&#8217;da ve Avrupa&#8217;da</p>
<p>yaşanan finansal kriz sebebiyle bu ülkelerden bazılarına</p>
<p>ihracatımız düştü. Diğer yandan Ortadoğu ve Kuzey Afrika</p>
<p>ülkelerine yapılan ihracat rakamları artış gösteriyor.</p>
<p>İngiltere&#8217;de 650 mağazası olan Thortons zincir marketlerine</p>
<p>lokum veriyoruz. İngiltere&#8217;de özellikle lokum pazarında önemli</p>
<p>yol kat ettik.&#8221; diyen Emin Dindar&#8217;a &#8216;Başarılı şirketleri</p>
<p>yabancılar hemen görür, acaba yabancı ortaklık düşünülüyor</p>
<p>mu?&#8217; diye soruyorum. &#8220;Böyle bir girişim söz konusu değil.&#8221;</p>
<p>diye karşılık veriyor.</p>
<p>PAZAR DARALDI, AMA KRİZİ SANCISIZ ATLATTIK</p>
<p>&#8220;Krizde yeni satış yerleri açarak bu dönemi sancısız atlattık.</p>
<p>İşçi çıkarmadık, aksine onlar için yeni işler açtık.</p>
<p>Depolarımızı elden geçirdik, büyük temizlik işlerine giriştik.</p>
<p>Bu arada iç pazarda marketlere ve küçük toptancılara satış</p>
<p>yapan büyük toptancılarla bir miktar sıkıntılarımız oldu.</p>
<p>Marketlerden para alamayınca bize olan 60 günlük vadeleri, 100</p>
<p>güne kadar uzatmaya başladılar. Zincir marketler ödemelerini</p>
<p>geciktirdi. Biz alacağımız ürünü peşin veya kısa süreler</p>
<p>içerisinde ödeyerek alıyoruz. Toptan alıcılar ödemeyi</p>
<p>geciktirince nakit sıkıntısı doğdu. Biz de yüzümüzü</p>
<p>yurtdışında döndürdük ve yeni yerlere ihracat yapıp,</p>
<p>rakamımızı artırdık. İhracatta para belli bir süre içerisinde</p>
<p>dönüyor, hatta peşin satış yaptığımız ülkeler bile var. Mesela</p>
<p>Türk cumhuriyetleri ve Rusya bunlardan bazıları.&#8221; diyor.</p>
<p>Helvacı olup da kilo sorunu</p>
<p>yaşamamak mümkün mü?</p>
<p>&#8220;Hem rakiplerin hem de kendi ürünlerinin tadına sürekli</p>
<p>bakınca insan ister istemez kilo alıyor.&#8221; diyen Emin Dindar</p>
<p>genç bir yönetici. Motosiklete binmeyi, işinin gereği olan</p>
<p>yeni yerlere gitmeyi seviyor. Ekip çalışmasına inanıyor.</p>
<p>Hataların olabileceğini, hatalardan öğrenmenin değerine</p>
<p>inandığını söyleyen Dindar, en çok işin yapılıyormuş gibi</p>
<p>yapılıp geçiştirilmesine kızıyor. Kendini en çok yeni bir</p>
<p>ülkeye satış yapıp mal teslimi sonrasında her şey yolunda</p>
<p>diyen müşteriyle konuşurken mutlu hisseden Koska Helva Yönetim</p>
<p>Kurulu Üyesi Emin Dindar, geçmişte yaşadığı ve yüklü bir</p>
<p>siparişin kullanım tarihini yanlış yere yazmaktan ötürü geri</p>
<p>çevrilmesini ise hiç unutamıyor. Uzakdoğulu tüketicilerin</p>
<p>Türklere göre daha az şekerli sevdiğini söyleyen Dindar,</p>
<p>özellikle pişmaniye ve kuruyemiş içeren ürünlerde ürünün çabuk</p>
<p>bozulma riski taşımasından ötürü çok hassas davrandıklarını</p>
<p>sözlerine ekliyor. Koska yurtiçindeki büyümesine mağazacılık</p>
<p>alanındaki yatırımlarıyla devam edece</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/bazi-markalar-bulundugu-kategoriye-ismini-verir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Merak Edilen 20 Sorunun Cevabı</title>
		<link>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/en-merak-edilen-20-sorunun-cevabi/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/en-merak-edilen-20-sorunun-cevabi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 21:13:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>
		<category><![CDATA[Faydalı bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[REHBER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2618</guid>
		<description><![CDATA[
Michelangelo, Jean Genet, Bill Clinton, Barack Obama, Greta Garbo ve Nicole Kidman’ın ortak yönü solaklıkları ama bu özellik bir zekâ göstergesi değil.
Solaklar daha mı zeki?
Şimdiye kadarki bilimsel araştırmalar bunu göstermiyor.
Kaşınmak tam olarak ne demek?
Kaşınmak, cildin çok hafifçe uyarılmasıdır.
Neden ateşimiz çıktığında üşürüz?
Kişi terlemediği ya da kan basıncı yükselmediği için üşür.
Neden soğan doğramak ağlatıyor?
Soğan doğrandığında havaya lachrymatoryfactor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2617" href="http://www.infocesme.com/cesme-haberler/en-merak-edilen-20-sorunun-cevabi/attachment/merak-20-soru/"><img class="alignleft size-medium wp-image-2617" title="merak- 20 soru" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/10/merak-20-soru-300x221.jpg" alt="merak- 20 soru" width="300" height="221" /></a></p>
<p>Michelangelo, Jean Genet, Bill Clinton, Barack Obama, Greta Garbo ve Nicole Kidman’ın ortak yönü solaklıkları ama bu özellik bir zekâ göstergesi değil.</p>
<p>Solaklar daha mı zeki?</p>
<p>Şimdiye kadarki bilimsel araştırmalar bunu göstermiyor.</p>
<p>Kaşınmak tam olarak ne demek?</p>
<p>Kaşınmak, cildin çok hafifçe uyarılmasıdır.</p>
<p>Neden ateşimiz çıktığında üşürüz?</p>
<p>Kişi terlemediği ya da kan basıncı yükselmediği için üşür.</p>
<p>Neden soğan doğramak ağlatıyor?</p>
<p>Soğan doğrandığında havaya lachrymatoryfactor isimli bir enzim yayılıyor. Göz ise kendini savunmak için gözyaşlarını kullanıyor.</p>
<p>Parmaklar suda kalınca neden buruşuyor?</p>
<p>Su osmos yöntemiyle vücuda emilir. Bu duruma uyum sağlayabilmek için hücreler buruşur.</p>
<p>Arka koltukta neden araba tutuyor?</p>
<p>Arkada oturunca ufuk çizgisi görülmüyor. Araç tutması, iç kulakta hareket algılanırken, gözlerden sabit olduğunuz bilgisinin gelmesi nedeniyle yaşanır.</p>
<p>Deniz havası almak sağlıklı mı?</p>
<p>Sağlıklı olabilir. “Deniz havası” yani denizin neden olduğu güzel koku, sahilde yaşayan bir bakteri sayesinde ortaya çıkar.</p>
<p>Herkes evinde kalsa grip salgını biter mi?</p>
<p>Tek bir kişinin bile dışarı çıkması virüsün yeniden yayılmasına neden olur.</p>
<p>Bitkiler yaşlılık nedeniyle ölür mü?</p>
<p>Bazı bitkiler iyi bakıldığında sonsuza kadar yaşayabiliyor.</p>
<p>Sakız sonsuza dek midede kalır mı?</p>
<p>Hayır. Üç gün içinde vücuttan atılır.</p>
<p>Kendi kendine konuşanlar deli mi?</p>
<p>Hayır. İnsanların yalnız ya da sıkıntılı olduğunda kendi kendilerine konuşması oldukça normal bir durumdur.</p>
<p>Çay içmek gerçekten harareti alır mı?</p>
<p>Evet. Vücut daha çok terler ve bu da ısı kaybına yol açar.</p>
<p>Neden tek yumurta ikizlerinin parmak izleri birbirini tutmuyor?</p>
<p>Tek yumurta ikizleri aynı DNA’ya sahip olsalar da hücre-hücre aynı değildir.</p>
<p>Kuşlar gerçekten ıslanmaz mı?</p>
<p>Kuşlar gagalarında ürettikleri yağı alarak tüylerine sürer. Bu da suyun yağı geçerek tüylere ulaşmasını engeller.</p>
<p>Evrenin en soğuk yeri nerede?</p>
<p>Dünyanın 5 bin ışık yılı uzağında, -272 derece.</p>
<p>Eşekarısı bal yapar mı?</p>
<p>Hayır. Eşekarıları yalnızca çiçek özlerini emer.</p>
<p>Dijital fotoğraflar 100 yıl saklanır mı?</p>
<p>Güneş ışınlarından korunacak şekilde saklanırsa, evet.</p>
<p>Havaya atılan su buz olarak düşer mi?</p>
<p>Eksi 30 derecede havaya atılan su yere buz olarak düşer.</p>
<p>OK (Tamam) neyin kısaltılmasıdır?</p>
<p>“All Correct”in (herşey yolunda) kasıtlı olarak ‘Oll Korreckt’ biçiminde yanlış yazılmasından geliyor.</p>
<p>Mikroplara da mikrop bulaşır mı?</p>
<p>Evet, mikroplara da bulaşan daha küçük mikroplar bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/cesme-haberler/en-merak-edilen-20-sorunun-cevabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Blog&#8217;cu gözüyle Çeşme&#8230;</title>
		<link>http://www.infocesme.com/cesme-rehber/nerede-kalinir/bir-blogcu-gozuyle-cesme/</link>
		<comments>http://www.infocesme.com/cesme-rehber/nerede-kalinir/bir-blogcu-gozuyle-cesme/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 20:39:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Demir</dc:creator>
				<category><![CDATA[BLOGS]]></category>
		<category><![CDATA[Faydalı bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ne Yenilir İçilir Kalınır]]></category>
		<category><![CDATA[Nerede Kalınır]]></category>
		<category><![CDATA[REHBER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infocesme.com/?p=2609</guid>
		<description><![CDATA[Eğer otobüsle gecenin 23’ünde Ankara’dan hareket etmişseniz, sabahın
6’sında Salihli ovasına varıyorsunuz. Üzüm bağları ve Salihli kenti
karşılıyor sizi. Turgutlu’ya yaklaştığınızda, üzüm bağları yerini
Zeytin ağaçlarına bırakıyor. Bornova’ya dek devam eden ve
uçsuz-bucaksız izlenimi veren yeşil deniz(ova), insana o denli
duyusal sevinçler(Hazlar) veriyor ki, ille de yazma gereksinimi
duyuyorsunuz. Bu, hazzın kalıcılığını sağlayan bir yaklaşım. Çünkü
insan, doğaya ve doğana(kendisine) bu hazzı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a rel="attachment wp-att-2610" href="http://www.infocesme.com/cesme-rehber/nerede-kalinir/bir-blogcu-gozuyle-cesme/attachment/blog-cesme/"><img class="alignleft size-medium wp-image-2610" title="blog - cesme" src="http://www.infocesme.com/wp-content/dosyalarikoy/2009/10/blog-cesme-300x195.jpg" alt="blog - cesme" width="300" height="195" /></a>Eğer otobüsle gecenin 23’ünde Ankara’dan hareket etmişseniz, sabahın</p>
<p>6’sında Salihli ovasına varıyorsunuz. Üzüm bağları ve Salihli kenti</p>
<p>karşılıyor sizi. Turgutlu’ya yaklaştığınızda, üzüm bağları yerini</p>
<p>Zeytin ağaçlarına bırakıyor. Bornova’ya dek devam eden ve</p>
<p>uçsuz-bucaksız izlenimi veren yeşil deniz(ova), insana o denli</p>
<p>duyusal sevinçler(Hazlar) veriyor ki, ille de yazma gereksinimi</p>
<p>duyuyorsunuz. Bu, hazzın kalıcılığını sağlayan bir yaklaşım. Çünkü</p>
<p>insan, doğaya ve doğana(kendisine) bu hazzı her an yok edecek bir</p>
<p>saldırı içinde. Böylesi bir korku ve bu korkuyu taşımanın ayıbı</p>
<p>içinde, hazzı yok ettiğimizin farkında değiliz.</p>
<p>Otobüsün ikinci katında alabildiğine uzanan yeşilin hiç bitmeyecek</p>
<p>sonsuzluğunu izliyor olsanızda, bu korkuyu atamiyorsunuz üstünüzden.</p>
<p>Dağlar ve Tepeler gökyüzünün maviliğine payanda olmuş, yeşil örtünün</p>
<p>mavi çatısını oluşturmuş adeta.</p>
<p>Ececan mavi ve yeşilin birleştiği noktalarındaki aldatıcılığı</p>
<p>karşısında, sevinçle “Baba bak, denize geldik” çığlığını atması,</p>
<p>gözlerini yeni açmış yolcuların güne tebessümle başlamasını sağladı.</p>
<p>Ececan Tavan Mavi, taban yeşil halı manzara karşışısında hayli</p>
<p>etkilenmiş olacak ki sürekli bir şeyler söylemeye çalışıyor. Yeşiy</p>
<p>halıya renk ve desen katan Zeytin ağaçlarını, üzüm bağlarını</p>
<p>gösterirken ki hali herkese adeta dinlencenin güzelliğini bir kez</p>
<p>daha anımsatıyor gibi, çünkü herkes Ecoş’a bakıp zor da olsa sabahın</p>
<p>mahmurluklarına tebessüm katabiliyorlar. Bornova yakınlarındaki</p>
<p>Manisa dağlarının oluşturmaya başladığı hafif rampayı tırmanarak,</p>
<p>yamanlar dağını teğet geçiyoruz. Bornova’yı geçip İzmir’e</p>
<p>yaklaşırken Üzüm bağları yerini, zeytin ağaçlarına, Zeytin ağaçları</p>
<p>da, daha yükseklerde yerini Çam ağaçlarına bırakıyor. Yamanlar</p>
<p>dağının alt eteklerinden yavaş yavaş inişe geçerken, Çam ağaçları da</p>
<p>sizinle birlikte aşağı inmeye çalışıyor. Ama birden Zeytin ağaçları</p>
<p>önüne çıkıp “Dur, Bundan sonrası benim!” dercesine Çamların önüne</p>
<p>atlayıp, bize eşlik etmeye başlaması, insana güzellik sunmak için</p>
<p>yarış içindeki doğanın hallerinden biri. Doğa’nın bu halini izlemek</p>
<p>Doğanlara müthiş bir duygu veriyor olması gerek, çünkü bir Doğan</p>
<p>olarak Doğa’nın bu yarışı bize müthiş bir sevinç ve de erinç</p>
<p>veriyor. Düze indiğinizde Zeytin ağaçlarının arasında birkaç çam</p>
<p>ağacının ürkek duruşu, Zeytin ağaçlarına rahmen düzlüğe kaçak inmiş</p>
<p>Çam ağaçlarının olduğunu gösteriyor. Onlara birkaç selvi ve Kavak</p>
<p>ağaçları da katılmış. Ürkek birlikterliğin verdiği bir hüznü</p>
<p>duyumsasanız da Yine de doğanın bu ürkek duruşu insanı</p>
<p>umutlandırıyor.</p>
<p>07’de İzmir’e indiğinizde, hostes’in anons sesi ile uyananlar</p>
<p>gözlerini oğuşturarak camdan dışarıya yöneliyorlar bakışlarıyla.</p>
<p>Hostes devam ediyor: “27/07/1996’da başlayan(tabi ki böyle değil.</p>
<p>Hostesi ben sırf tarihi belgelemek için böyle konuşturuyorum)</p>
<p>yolculuğumuz sona ermek üzere. Bizleri tercih ettiğiniz</p>
<p>için.vs.vs..Buca, Narlıdere vs.vs istikametinde gidecek yolcularımız</p>
<p>servis araçlarından faydalanabilirler.” Diye sonlanan reklam</p>
<p>arasından sonra “Yeşil” de bitiyor. Yeşil ile Maviyi, daha doğrusu</p>
<p>denizin doğasını ve kara’nın doğasın birbirinden ayıran, yatay ve</p>
<p>dikey gri kara hatlar yeşil ile mavinin yerini almış. Öylesine</p>
<p>devasa bir hat ki aşmanız olası değil. Her yazımda söylüyorum, bur</p>
<p>da da söyleyeceğim: “Denize düşseniz Karaya, Karaya düşseniz denize</p>
<p>çıkmanız olası değil..Kapkara devasa bir hat” Evet her kıyı</p>
<p>kentimizde olduğu gibi; İzmir girişinde de, gri kara beton yoğunluğu</p>
<p>estetikten yoksun haliyle sizi karşılıyor. Yeşil; zeytin’i, Selvisi,</p>
<p>Kavağı, Çamı ile esaret duvarına çarpmışçasına İzmir girişinde geri</p>
<p>dönmüş. Sağındaki Bayraklı ve solundaki Kahramanlar duvarı İzmir</p>
<p>girişinde esir koridoru oluşturmuş adeta. Bu koridordan salt Kente</p>
<p>ufuk çizgisi belirsiz grikara bir silüet süzülüyor. Bu grikaralık</p>
<p>Alsancakta yoğunlaşarak Mavi çatiyi zorlayan yüksekliğe</p>
<p>ulaşıyor…İşte yeşil ve Mavi’nin tum umutlarının söndüğü,</p>
<p>özgürlüğünün yok edilip esaretinin kurumsallaştığı kapı bu. Yeşi ve</p>
<p>mavinin burada girmesi yasak, ancak kozmetik duvarlarında yer</p>
<p>alabiliryorlar. Bu kapıdan sonra rastladığınız duvarlardaki yeşi ile</p>
<p>mavi asla özgür değiller. Bunların duruşu; NE TE KİM’in Devrim</p>
<p>sözcüğü yerine kullandırttığı İNKİLAP sozcüğü lekesi gibi duruyorlar</p>
<p>duvarlarda.</p>
<p>Karagribeton ormanındaki doğa özgürsüzlüğü</p>
<p>Nu yaşayıp Narlıdere’ye indiğinizde, esaret duvar yüksekliklerinin</p>
<p>azaldığın gözlemliyorsunuz. Narlıdere’den başlayan otoban’dan Urla</p>
<p>ve Çeşme’ye doğru yöneldiğinizde, artık yeşil-yeşil göğün maviliğine</p>
<p>bakarak nefes almaya başladığınız an doğa özgürlüğünün başladığını</p>
<p>hissediyorsunuz.</p>
<p>Otoban’ı hızla geçerken doğadaki ürkekliği yaşıyorsunuz, çünkü yeşil</p>
<p>ve mavinin olağanüstü birlikterliği bitecek endişesine</p>
<p>kapılıyorsunuz. Çünkü arkanızda sizi izleyen karagri esaret bulutu</p>
<p>her an sizi geçecekmiş duygusunu yaşıyorsunuz.</p>
<p>Ürkeklik yavaş yavaş kalksa da sakınımı(temkini) kesin elden</p>
<p>bırakmıyorsunuz. Narlıdere karşıladığında bir kez daha derin bir</p>
<p>nefes alıyorsunuz.. Tekkedağı tepesini tırmanarak Güzelbahçe’ye</p>
<p>indiğinizde, yeşil ile mavinin özgürlük savaşını kazandığını</p>
<p>görüyorsunuz. İnsan olarak bunda katkınız olsun istiyorsunuz. Çünkü</p>
<p>bu; doğa savaşımındaki evrensel kutsallığın en yücesi.</p>
<p>Sürdürülebilir doğa ve doğan yaşanırlılığının evrensel gerekliliği..</p>
<p>Güzelbahçe beraberinde Krızman’ı getiriyor. Yazanı ve çizeni için en</p>
<p>zor güzellik..Hiçbir yazar, ressam bunu sayfalarına görüntüleyemez.</p>
<p>Müthiş bir doğa görselliği..Marmaris’li Nitekim için bir şey</p>
<p>diyemem..</p>
<p>Ececan ile, sabahın altısında; doğayı daha rahat izleyebilmek için,</p>
<p>boşalan ön koltuklara geçer geçmez sormuştu: “Baba Çeşme’ye geldik</p>
<p>mi?” diye. Her gördüğü yeni yer için ayni soruyu tekrar eder oldu.</p>
<p>Belli ki sıkıldı..sıkmaya da başladı. Anladı da. Bu sefer soruyu</p>
<p>değiştirdi, ama içinde yine de Çeşme var: “Baba Çeşme’ye niçin çeşme</p>
<p>diyorlar?”. Yanıtsız bırakmıyoruz. Fakat takmış çeşmeye. Bu sefer</p>
<p>kendi kendine mırıldanmaya başladı: “Galiba çoook çeşme vary, çeşme</p>
<p>de..Gidince göyüyüm..” Etrafımızdakiler Ececan’a bakıp bakıp</p>
<p>gülüyorlar. Özellikle solumuzdaki bayan Ececan ile ilgilenir oldu.</p>
<p>Tanıştık. O da bizim gibi Ankaralı imiş(Arhavili olarak artık</p>
<p>kendimi Ankaralı görmeye başladım). Bu müthiş yerin adının;</p>
<p>Güzelbahçe-krızman olduğunu söyledi. İlk kez geldiğimiz anlayınca</p>
<p>her yeni yeri bize söyler oldu. Urla dedi, Alaçatı dedi, ve en</p>
<p>sonunda Ececan’ın istediği ÇEŞME dedi. Biz de “Oh be” dedik. Ececan</p>
<p>iki eliyle çocuksu alkış yaparak: “Yaşasın geldik!” çığlıkları</p>
<p>atmaya başladı. Füsün hanım buraların yerlisi olmuş. Çeşme-</p>
<p>Çiftlikköy’de amcası ile ortak villası varmış. Amcası 65’inden sonra</p>
<p>Çeşme’nin güzelliğine dayanamamış ve Yerleşmiş. Çeşme ve Alaçatı.</p>
<p>Rüzgarları ile ünlü . Fakat Çiftlikköy’de rüzgar pek rahatsız edici</p>
<p>değilmiş. Füsün hanım anlattıkça anlatıyor. Susacağı yok. Bir soru</p>
<p>ile durdurayım dedim, pişman oldum sorduğuma çünkü daha hızlı</p>
<p>konuşmaya başladı. Bu sefer kesmiyorum, çünkü söyledikleri ilginç,</p>
<p>sürekli not alıyorum. O otomatiğe bağlanmış makine gibi konuşuyor.</p>
<p>Daha doğrusu kumar makinesinden para döker gibi harfleri seri olarak</p>
<p>önüme döküyor, ben topluyorum. Güzelbahçe-Krızman bölgesinde</p>
<p>otobanın deniz tarafı yoğun yapılaşma içinde olmasının, kara</p>
<p>tarafının aksine yapılaşmaya açık olmamasının nedeni otoban imiş.</p>
<p>İnsanlar otoban inşa edilmezden bu bölgedeki denize sıfır alanları</p>
<p>işgal etmişler. Otoban olunca Çeşme’ye ulaşım süresi çok çok düşünce</p>
<p>yetkililer, tabi ki merkezi yönetim otobanın her iki tarafını Doğal</p>
<p>Sit Alanı ilan etmiş. Ve her iki tarafta da yapılaşma durdurulmuş.</p>
<p>Arsa fiyatları düşmüş. Nedeni yapılaşma yasağı, fakat mevcüt</p>
<p>yapıların fiyatı alabildiğine artmış…Alaçat’dayız. Sizi ayakta</p>
<p>kalmanın gururuyla Yel Değirmenleri karşılıyor. Eski ve yeni yapılar</p>
<p>arasından süzülerek, Çeşmeye yaklaşmaya çalışıyoruz. Ve Çeşme’deyiz.</p>
<p>Ececan Çeşme dendiğinde alkışlamasına karşın Çeşme’ye gelemeyişinin</p>
<p>sorgusunu yapmış olacak ki, geldiğimize kesin kanı getirince bir kez</p>
<p>daha alkış birlikte çığlığını tekrarladı. O’nun tüm sıkıntıs</p>
<p>Çeşme’den çok Kuzenleri Ezgi ve Hazal’a kavuşmak. Otobüs kendi özel</p>
<p>garajında bizi bıraktı. Sevgili baldız Nesrin ve Bacanak Meten</p>
<p>sönmez’in evleri hayli uzakmış. Telefon etmek için Kulubeye</p>
<p>yaklaşırken köşeden Metin kardeş çıkmasın mı, elindeki filelerle…</p>
<p>Hasretlik seronomisinden sonra, ben istirahatı düşünürken, haydin</p>
<p>Dalyanköy’e demesinler mi?</p>
<p>Metin ve Nesrin Çeşme gümrüğünde görevliler. Metin çalışıyor. Nesrin</p>
<p>izinli. Arabasıyla bizi Dalyanköy’e gidiyoruz. Dalyan’ın sözcük</p>
<p>anlamı; Balık avlama yeri..Bakalım bu Balık avlanan yerde ne var ne</p>
<p>var. Çünkü nesrinin dediğine göre burada yok yok, tabi ki doğa</p>
<p>bağlamında. Dalyanköy hem bir köy, hem de koy, ama her şeyden önce</p>
<p>bir balıkçı köyü ve koyu.</p>
<p>Bayındır inşaatın yol çalışması ve Çeşme Koy’undaki Yat İnşaatı</p>
<p>devam ediyor. Bu nedenle pek de içaçıcı bir görüntü yok. Tek inşa</p>
<p>bunlar. Konut inşası yok kadar az. Sevgili metin’e soruyorum: “..”</p>
<p>“Ha balık, ha deniz ne fark eder, ikisi de ayni kokuya çıkar. Keşke</p>
<p>öyle bir şey olsa idi. Bu bok kokusu, bok..” Evet kanalizasyon</p>
<p>sistemi olmadığı için foseptik kullanıldığı için, altyapı projeleri</p>
<p>olmadığı için, arıtma projeleri düşünülmediği için, İçin da için .</p>
<p>İşin özü Dünyanın sayılı kıyı kentlerinden birinde Bok kokusundan</p>
<p>geçilmiyor. Kıyı kentlerimizin temel sorunu. Doğal Sit Alanı ilan</p>
<p>edilmesinden sonra hiç değilse mevcutlarının alt yapısı doğaya zarar</p>
<p>vermeyecek şekilde dizayn edilse. Bu Doğal Sit Alanı yaptırımının</p>
<p>fazla süreceğini zannetmiyorum.</p>
<p>Metin ve Nesrin’in evi Terminalın hemen üstü. Aynı zamanda Çeşme</p>
<p>girişi. Çeşme esiyor ya, burası daha çok esiyor. Bulundukları yer</p>
<p>Karadağ diye geçiyor. Dağ-mağ yok. Tepe nin eteğinde evleri. Tepe</p>
<p>saçkıran olmuş gibi kel. Çeşme’nin çevresi Kıran dağlarının</p>
<p>oluşturduğu tepeciklerle çevrili. Karadağ da bunlardan biri.</p>
<p>Metin’in anlattığına göre tepe ormanlık değil Bağlıkmış. Rumlar’ın</p>
<p>göç etmeleri sırasında buralar yanmış, yok olmuş. Uzun zaman Karabağ</p>
<p>denmiş buralara. Karadağ olarak değiştirilmesi düşündürücü.. Metin</p>
<p>Çeşme ormanları yangınlarla yok oldu diyor. Anlaşılan yapılaşma</p>
<p>yanında yangınlaşma da Çeşme yarımadasında etken olmuş. Çeşme</p>
<p>yarımadası Doğal ve Tarihi zenginliklerle dolu demek yanlış. Bana</p>
<p>göre Çeşme, Tarih ve Doğanın açık hava müzesi zenginliğinde bir</p>
<p>görkeme sahip.Tarihte Ticaret merkezi ve önemli deniz üssü olarak</p>
<p>kullanılmış. Yat Limanı ve Otoban inşası o’nu tarihteki varsıllığına</p>
<p>kavuşturmaktan ziyade birilerinin varsıllığına varsıllık katma</p>
<p>porejeleri diyebiliriz.</p>
<p>DALYANKÖY/KÖSTE:</p>
<p>Çeşme’yi uzun-uzun anlatacağız. Biz şu Dalyan’a bir geçiverelim.</p>
<p>Biliyor musunz, bilmiyorum.?! Nerden bileceğim? Hepiniz yanımda</p>
<p>değilsiniz ki, bildiğinizi bilebileyim. Ben yine de bildiğimi</p>
<p>yazayım, dahası Nesrin’den öğrendiğimi:Ülkemizde iki tane dalyanımız</p>
<p>varmış.Birincisi tüm dünyanın “caretta caretta” kaplumbağaları ile</p>
<p>tanıdığı Muğla’nın, diğeri de balık restoranları ile söz edilen</p>
<p>Çeşme’nin Dalyanköy’ü..İzmir’e karayolundan çok yakın olan ,</p>
<p>Çeşme’nin bu güzel mi güzelin, köyünde, koyunda ve koynundayız.</p>
<p>Dalyanköy Çeşme Yarımadası&#8217;nın kuzeyinde limanı ise Top burnunun 1</p>
<p>deniz mili kadar güneyinde yer alıyor. Taşevleri ve portakal</p>
<p>bahçelerinden geçerek ulaşıyoruz. Çeşme’ye mesafesi 4 km.Yat limanı</p>
<p>tamamen doğal bir koy ve Nesrin’in anlattığına göre, hiçbir hava</p>
<p>etkilemediği için tam bir kış sığınağı. Etrafı balıkçı</p>
<p>lokantalarıyla dolu. Limanın iki tarafında da irili ufaklı bir çok</p>
<p>plaj bulunuyor. Ayayorgi ve Sakızlı bunlardan en çok bilinenleri.</p>
<p>Buralarda denizi ve kumunun güzelliğini anlatmak için tüm dünya</p>
<p>dillerinin sözcükleri yetmiyebilir. Bu nedenle tedarikli olmakta</p>
<p>fayda var!!?? Dalyanköy sakinliği ne zaman benim sükünetimi ve</p>
<p>güzelliğimi bozarlar endişesinin getirdiği bir sakinlik geldi bana.</p>
<p>Dalyan yörede yaz gecelerinin en gözde mekani olmaya namzet.</p>
<p>Yatların ve balıkçı teknelerinin, kayıkların bağlandığı doğal limanı</p>
<p>bir dere gibi karanın içine girmektedir. Köyün Rumlar döneminden</p>
<p>kalan eski evleri, sokakları oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bazı</p>
<p>evlerin pansiyon olarak düzenlendiği köyün daracık sokaklarının</p>
<p>arasından geçip dalyana, deniz kıyısına çıktığınızda yörenin en</p>
<p>güzel balıkları sizi bekliyor. Bir dizi balıkçı lokantasının</p>
<p>sıralandığı Dalyan’da Barbaros Hayrettin ve bir de balıkçı heykeli</p>
<p>bulunuyor. Yaz sezonunda sık ve düzenli ulaşım sağlanıyor.</p>
<p>Dalyan dediğim gibi tam bir doğal sığınak .Özellikle kış</p>
<p>aylarında..Limanın sol başında bir denizkızı heykeli, sağ köşesinde</p>
<p>de bir Turgut Reis heykeli var..</p>
<p>Dalyanköy’ün eskiden adı “Köste”ymiş..70 li yılların sonuna kadar</p>
<p>kendi halinde küçük bir balıkçı köyü.. O dönem tarlalarda köylüler</p>
<p>tütün ekerler, çocuklar salep ve nergis toplarlarmış..Tüm yazlık</p>
<p>yerlerimiz gibi ileriki zamanlarda bir beton yığınına dönüşmez</p>
<p>inşallah. Çünkü ülkenin elitleri tam anlamıyla keşfetmemişler</p>
<p>burayı.</p>
<p>Dalyanköy’lü Nezir’in destansı öyküsününü Nesrin anlattı bize. Nezir</p>
<p>sarışın ve yağız bir köy yakışıklısı.Sağır ve dilsiz, iri kıyım,</p>
<p>güçlü kuvvetli, yoksul bir genç..Kışın tarlada ve kamyonlarda</p>
<p>çalışıyor, bahar ve yaz aylarında balıkçılık yapıyormuş..60lı</p>
<p>yılların başında bir rum aile Sakızdan Köye gelmiş. Ailenin kızı</p>
<p>Tinike Nezir’e aşık olmuş. Nezir’de Tinika’ya.. Gözleriyle ve</p>
<p>davranışlarıyla bu sağır ve dilsiz gence aşkını hissettirmiş güzel</p>
<p>rum kızı. Sakız’a dönmüş.Nezir’i unutamıyor. Nezir’de o’nu. Nezir</p>
<p>sandalla Sakıza kaçıyor.Yunanlılar onu casus diye yakalamışlar ve</p>
<p>iade etmişler. Tarlasında bir kule yapmaya başlamış..Kule giderek</p>
<p>göğe yükselmiş..Kulelerin en uzunu olmuş..28 metre..Ta tepesinden</p>
<p>Sakızı görmeyi hayal edermiş Nezir&#8230;Sonra bir kayık inşa etmiş, 14</p>
<p>m uzunluğunda..Tekrar Sakıza kaçıp aşkına kavuşmak için..Böylece</p>
<p>yıllar geçmiş.Nezir yapamamış istediklerini..Yaşamında hiç</p>
<p>evlenmemiş..Birgün bisikletiyle köye gelirken de trafik kazasında</p>
<p>hakkın rahmetine kavuşmuş..O öldükten çok sonra köye Sakız’dan gelen</p>
<p>orta yaşlı bir bayan Nezir’in boş kulesine bir anahtar, bir kilit ve</p>
<p>bir demet kır çiçeği bırakmış ”Ben de seni çok seviyorum. Aşkların</p>
<p>en yücesine..” diye mırıldanarak ordan uzaklaşmış.</p>
<p>Dalyanköy’de denizin zevki de bir başka..Aya Yorgi var..Kocakarı</p>
<p>plajları var..Sakızlıkoy var.Aya Yorgi hiç rüzgar almayan nefis bir</p>
<p>koy.</p>
<p>SAKIZLIKOY:</p>
<p>Genelde, Dalyan’da Karadeniz Kökenlilerin yaşadığını öğrendim. Hayli</p>
<p>ilginç geldi bana. Sanki Karadenizlinin denizi yoktu da buralara</p>
<p>gelmişler. Denizin hem de karası karadenzde..Nezir’in kahvedeki</p>
<p>resmine bakmak için, aslen Trabzonlu olan ama tamamen yöre aksanını</p>
<p>almış yaşlı bir amca ile konuşuyorum. Nezir’in destanına o da</p>
<p>değiniyor. Köyün bana çok entersan bulduğum bir geleneğinden söz</p>
<p>etti. Nişan Balığı. Böylesi bir gelenek bizim Karadenizde pilmiyurum</p>
<p>pen(Bu gerçek Lazların, yani benim aksanım değil. Bu Trabzonlu ve</p>
<p>Rizelilerin aksanı. Trabzonlu Keldüm der, Rizeli Celdum der…İşte</p>
<p>öyle bir şey) Genelde karadeniz kökenlilerin yaşadığı köydeki</p>
<p>geleneklerden biri olduğunu söylüyor ama nerden edindiklerini</p>
<p>bilmiyor. Nezir’in atalarından mı, Rumlar’dan mı, yoksa Trabzon’dan</p>
<p>mı taşıdıklarından haberi yok.Geleneksel nişan balığı şöyle:</p>
<p>“..Nişan yapacak oğlan evi tarafından büyük bir balık avlanır(Belli</p>
<p>ki büyük balık avlanıncaya dek beklemek var). Çupra, istavrit ya da</p>
<p>levrek olabiliR. Oğlan evi tarafından süsleniyor, balığın üstüne</p>
<p>parlak kağıtlarla kız ve oğlanın isimlerinin baş harfleri çeşitli</p>
<p>motiflerle işleniyor.Süslenen balık bir tepsiye konuyor ve kız evine</p>
<p>gönderiliyor.Kız evi de bunu pişiriyor ve bir parçasını oğlan evine</p>
<p>gönderiyor.” Eeee Dalyan burası. Yani &#8220;Balık avlama yeri&#8221; Burada</p>
<p>yaşanmayacak da nerde yaşanacak balık fantezileri. Burada yaşanan</p>
<p>her şey güzel. Doğası, Doğanı, İçinden babamız çıksa yediğimiz Deniz</p>
<p>ve Balığıyla, her şey güzel..</p>
<p>Çeşme müthiş bir güzelliğe sahip, ah şu müthiş rüzgari olmasa.</p>
<p>Kendisini İzmir’e bağlayan ve sırasıyla üçkuyular, güzelbahçe, urla,</p>
<p>karaburun, zeytinler, alaçatı ve çeşme çıkışları bulunan yaklaşık 80</p>
<p>km uzunluğunda otoban’a sahip bir Çeşme..</p>
<p>29 km`lik Çeşme kıyı şeridi boyunca göreceğiniz birbirinden güzel</p>
<p>plajların her birinden ayrı bir keyif alıyorsunuz. Tertemiz denizi,</p>
<p>eşine az rastlanır yumuşacık kumsalları ve bunaltmayan güneşiyle</p>
<p>kucaklar sizi. Ve zengin deniz aktiviteleriyle bir harika Çeşme,</p>
<p>hepsini önceden düşünmüş ve her bir plajını farklı bir alternatif</p>
<p>olarak hazırlayıp hizmetinize sunmuştur sanki</p>
<p>DalyanKÖY ve Sakızlı koy’unu yazmıştık. Şimdi sıra diğerlerinde:</p>
<p>ILICA :</p>
<p>2 Km`ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu</p>
<p>plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla</p>
<p>Çeşmenin en büyük ve popüler turizm merkezidir.</p>
<p>Deniz`in içinden kaynayan sıcak termal suları, ılıca plajını ve</p>
<p>yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir.</p>
<p>Ilıca`daki büyük, küçük konaklama tesisleri, yoğun bir turist</p>
<p>kapasitesinin ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Ilıca`nın</p>
<p>önemini arttıran en önemli husus, termal olanaklarıdır. Birçok</p>
<p>küçük, otel ve pansiyonlarda bile kaplıca suyu vardır. Çeşme</p>
<p>plajlarının ve özellikle ılıca plajının en önemli özelliklerinden</p>
<p>biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin</p>
<p>insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Sığ sularda, özellikle</p>
<p>termal kaynaklarla beslenen sularda ultraviyole ışınlarının insan</p>
<p>sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla</p>
<p>kesinleşmiştir. Bunların yanı sıra , bu plajlardan çocukların</p>
<p>yararlanma olanakları, sağlık ve can güvenliği bakımından</p>
<p>elverişlidir.</p>
<p>BOYALIK KOYU :</p>
<p>Yaklaşık 5 Km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip bir koydur.</p>
<p>Ilıca plajının karakteristiklerini gösteren bu koy, bugün Çeşme`nin</p>
<p>en hızlı gelişen turizm alanlarından biridir. Koyun orta kısmında</p>
<p>yer alan Kalem Burnunun karayla birleştiği yerde, yapıldığı yıllarda</p>
<p>Türkiye`nin en büyük ve en modern konaklama tesislerinden biri olan</p>
<p>ALTINYUNUS TATİL KÖYÜ ve Marinası bulunmakta olup köyün tüm doğal</p>
<p>zenginliklerini turistin hizmetine sunmaktadır. Bu koyun kuzey</p>
<p>rüzgarlarına kapalı en sakin plajı SAKİN DENİZ (Ayayorgi) plajıdır.</p>
<p>Kıyısındaki lokantaları ve kamp yerleriyle gerçekten sakin ve</p>
<p>dinlendirici bir köşedir.</p>
<p>ŞİFNE-BÜYÜK LİMAN-PAŞA LİMANI : Ilıca plajı merkez olmak üzere</p>
<p>kuzeydoğu yönünde Şifne`ye kadar uzanan kıyı bandı, güzel plajları</p>
<p>ve kaplıcalarıyla değerli bir merkez oluşturur. Büyük Liman, Paşa</p>
<p>Limanı koyları, turistik tesislerin, kamp alanlarının ve toplu</p>
<p>yazlık konutların toplandığı bir yerdir. Şifne, kaplıcalarıyla ünlü</p>
<p>bir merkez olup, çok sayıda temiz ve düzenli pansiyon hizmet</p>
<p>vermektedir. Ilıca merkezine yaklaşık 5 Km. uzaklıktaki bu önemli</p>
<p>turizm merkezine ulaşım Ilcadan sağlanır.</p>
<p>ILDIRI :</p>
<p>Antik Erythria kentinin bulunduğu Ildırır ve yöresi, doğal plajları</p>
<p>ve kamp alanlarını bakımından kampçılar için ilginç, bir yöredir.</p>
<p>Çeşme ilçe merkezine 22 km. Ilıca`ya 15 km. uzaklıktaki bu tarihi ve</p>
<p>doğal zenginliklere sahip yöreye ulaşım Şifne`den sonra stabilize</p>
<p>bir yolla yapılmaktadır.</p>
<p>ÇİFTLİKKÖY VE PIRLANTA PLAJI :</p>
<p>Çeşme ilçe merkezinin güney ve güneybatısında yer almaktadır. Bu</p>
<p>yörenin en önemli plajları PIRLANTA-TURSİTE ve ALTINKUM plajlarıdır.</p>
<p>Kaliteli Motel ve pansiyonlarıyla çok sayıda turisti ağırlayabilecek</p>
<p>kapasiteye sahiptir. Ayrıca kamping yapmak için uygun alanlar</p>
<p>vardır. Çeşme bölgesinde hakim olan kuzey rüzgarlarına kapalı</p>
<p>bulunan bu plajlar, Çeşme ilçe merkezine yaklaşık 10 Km.</p>
<p>uzaklıktadır.</p>
<p>ÇATAZMAK PLAJI :</p>
<p>Ulaşım Çeşme ilçe merkezinden sağlanır. İlçe merkezine uzaklığı 5</p>
<p>km.`dir.</p>
<p>EŞEK ADASI :</p>
<p>Eski adıyla &#8220;GONİ&#8221; olarak bilinen günümüzün Eşek Adası Çeşme`den</p>
<p>yatlarla bir saat uzaklıkta, temiz koyları ve konuksever eşekleriyle</p>
<p>günübirlik yat gezintileri için ideal bir yerdir. Doğal konumu</p>
<p>itibariyle kuzey rüzgarlarına kapalı olan koylarında sualtı ve su</p>
<p>üstü sporları yapmaya çok elverişlidir. Adanın tamamı maki ile</p>
<p>kaplıdır ve üzerinde yaşayan eşeklerin yaşayabilmesi için rüzgarla</p>
<p>çalışan bir tatlı su kuyusu bulunmaktadır. Bahar aylarında yolunuz</p>
<p>düşerse sizleri yaban nergisleri, katır tırnakları ve kekiklerin</p>
<p>sarhoş eden kokusuyla karşılaşırsınız. Ada tamamen turistik amaçlara</p>
<p>hizmet etmekte olduğundan ve Milli Parklar kapsamında olduğundan</p>
<p>gece konaklaması mümkün değildir. Adanın hemen yanında bulunan</p>
<p>Karaada, doğal bir akvaryum görünümünde olan Mavi Koy sizi büyüleyen</p>
<p>bir uğrak yeri olacaktır</p>
<p>Ececan Çeşme’yi sayıklarken “Heyhal çok çeşmesi vay, o’nun için adı</p>
<p>Çeşme” diye mırıldanmıştı. Bu Ececan’ın çocuksu doğrusu doğru</p>
<p>olanmış. Çünkü Çeşme’nin tarihi dokusu içinde ÇEŞMELERİN büyük yeri</p>
<p>var.</p>
<p>Sırasıyla tarihi dokusuna bir dokunalım:</p>
<p>ÇEŞMELER :</p>
<p>Çeşme&#8217;nin tipik Ege mimarisi özelliklerine sahip pek çok yapısının</p>
<p>yanısıra, adını aldığı Osmanlı dönemi çeşmeleri de, bu mimari</p>
<p>zenginliğe ayrı bir değer kazandırır. İlçe merkezi planında yerleri</p>
<p>belirlenen bu çeşmelerden Anonim Çeşme 1792 yılında, Kaymakam adlı</p>
<p>Çeşme de 1829 yılında yaptırılmıştır.</p>
<p>KALE :</p>
<p>Çeşme kalesi, 1508 yılında Osmanlı Padişahı 2. Beyazıt tarafından</p>
<p>deniz kıyısına yaptırılmıştır.. Sonraki yıllarda denizin</p>
<p>doldurulması sonucu bugünkü halini almıştır. Kale ve Liman, ticaret</p>
<p>ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına</p>
<p>karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün</p>
<p>özelliklerini taşımaktadır. Kale içinde müze mevcut olup, müzede</p>
<p>Ildırı (Eritre)&#8217;den çıkarılan arkeolojik eserler sergilenmektedir.</p>
<p>KERVANSARAY:</p>
<p>1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı</p>
<p>kervansaray, tipik Osmanlı dönemi kervansaraylarından biridir. Bir</p>
<p>benzeri de Kuşadası&#8217;nda (Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı) bulunan</p>
<p>yapının mimarı Ali Pabuççu&#8217;nun oğlu Ömer&#8217;dir. &#8220;U&#8221; biçiminde bir</p>
<p>plana sahip olan yapının ortasında geniş bir avlu, bu avlunun</p>
<p>çevresinde de dükkan, depo ve odalar yer almaktadır. Bir veya birkaç</p>
<p>merdivenle birinci kata çıkılır, burası da biçim bakımından zemin</p>
<p>katına benzer. Yolcular özellikle yabancı tüccarlardır. Bunlar</p>
<p>oralarda ya hayvanlarıyla geceyi geçirebilecekleri bir konut veya</p>
<p>şehirlerde mallarını koyacak ve satacak bir yer bulurlar.</p>
<p>Kervansarayın restorasyonu tanımlamakta olup, otel olarak günümüzde</p>
<p>hizmet vermektedir</p>
<p>TÜRBELER :</p>
<p>18. Yüzyıla ait altıgen planlı bir türbedir. Osmanlı türbe</p>
<p>mimarisinin temel karakteristiklerini yansıtmaktadır. İlçe merkezi</p>
<p>planında yeri belirlenmiştir.</p>
<p>CAMİLER :</p>
<p>Camilerin tümü 19. Yüzyıla aittir. Bugün kullanılmakta olan bu</p>
<p>camilerden Hacı Memiş Camii 1832 yılında, Hacı Mehmet Camii 1842</p>
<p>yılında inşa edilmiştir.</p>
<p>ÇEŞMEKÖY :</p>
<p>&#8220;Eski Camii&#8221; olarak da anılan yer, Çeşme ilçe merkezinin 2 Km.</p>
<p>güneyindedir. Bizans egemenliği sırasında 1. Kılıç Arslan`ın</p>
<p>kayınpederi Emir Çaka, yarımadayı ele geçirince, 1081 yıllarından</p>
<p>Çeşme`ye gelmiş ve Oğuz Boylarından gelen Türkleri bu merkeze</p>
<p>yerleştirmiştir. Halen bir cami kalıntısı ve geniş mezarlığıyla 11.</p>
<p>Yüzyıl Türk yerleşmelerine ait ilginç bir örnektir.</p>
<p>Çok değil bundan kısa bir süre önce Çeşme, neredeyse sadece deniz</p>
<p>tutkunlarının bildiği, uğradığı ufak kendi halinde küçük bir balıkçı</p>
<p>kasabasıydı. Yeşille mavinin bu derece içiçe geçmişliği bu şirin</p>
<p>beldeyi bir tutku haline getirdi.Sıcak su kaynaklarıyla, güneşiyle,</p>
<p>kumsalleriyle Çeşme bugün bir turizm cenneti.</p>
<p>Korkum şu ki; önümüzdeki yıllarda Bodruma seçenek gösterilip,</p>
<p>görgüsüz sosyetelerin mekaninına dönüşmesi(28 Temmuz 1996). İşte o</p>
<p>zaman, hiçbir zaman dinlemediğim Ferdi Tayfur’un türküsünü dinlerim</p>
<p>gibime geliyor:</p>
<p>susadım çeşmeye varmaz olaydım</p>
<p>elinden bir tas su içmez olaydım</p>
<p>yolum düştü köyünüzden geçmez olaydım</p>
<p>gelmez olaydım, güzel yüzüne bakmaz olaydım</p>
<p>……… Felaket tellallığın bırakıp biz Çeşme’nin tarihine bir göz</p>
<p>atalım:</p>
<p>İlk çağda CYSSUS adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun Batı kıyısında</p>
<p>MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İyonya kentinden biri olan</p>
<p>Erythrai (ERİTRE)’nin Ildırı İskelesiydi.Bu nedenle Çeşme’nin tarihi</p>
<p>ile bir arada ele alınması gerekir. Erythrai, Çeşme merkezine 27 Km.</p>
<p>uzaklıkta küçük adacıkları olan güzel bir koyun üzerinde</p>
<p>kurulmuştur. Arkeolojik kalıntılarda M.Ö. 3000 de Erythoros</p>
<p>yönetiminde olan kolonistler tarafından kurulduğu</p>
<p>anlaşılmaktadır.Bugün arkeolojik ve turistik yönden büyük önem</p>
<p>taşıyan ERİTRE, MÖ.7. ve 8. Yüzyıllarda büyük bir iktisadi güce</p>
<p>sahip olmuştur.Bu dönemde kent, Doğu Akdeniz ve özellikle Kıbrıs ile</p>
<p>ticari ilişkilerde bulunuyor ve (CHIOS) -SAKIZ adası ile birlikte</p>
<p>esir ve şarap ticaretini elinde tutuyordu. ERİTRE, önce LYDIA</p>
<p>(LİDYA), sonradan perslerin saldırısına uğrayıp büyük ölçüde zarar</p>
<p>görmüş, MÖ.14.yüzyılda ise yeniden zengin bir devlet olmuştur.</p>
<p>MÖ.2.yüzyılda kent , Bergama krallığına , daha sonra da Roma</p>
<p>İmparatorluğuna bağlanmıştır. Romalılar zamanında Çeşme yöresi</p>
<p>CYSSUS adını almıştır.Roma imparatorluğu ikiye bölününce Bizans</p>
<p>topraklarında kalan ERİTRE, önemini kaybetmiş, özellikle Put’a ve</p>
<p>çok Tanrılı dinlere karşı olan inancın güçlendiği dönemde, kentteki</p>
<p>antik yapıların çoğu yıkılıp yakılmıştır.</p>
<p>Ortaçağda Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan ERİTRE ve Çeşme Yöresi</p>
<p>ilk olarak ÇAKA BEY zamanında Türklerin eline geçmiştir.M.S. 1081 de</p>
<p>Birinci Kılıçaslanın kayınbabası ÇAKA BEY tarafından Selçuklular</p>
<p>devrinde KLOZEMENE yarımadası ele geçirilmiştir. Osmanlılar</p>
<p>zamanında Yıldırım Beyazıt tarafından yeniden Osmanlı</p>
<p>İmparatorluğu’na bağlanan kent Türk egemenliğine girdiği 1336 dan</p>
<p>sonra Erythrai, Erythre, Rhtrai Lythri şeklinde değişiklikler</p>
<p>gösteren bu yerleşme yeri, 1402 Ankara Savaşından sonra Timur</p>
<p>tarafından tekrar Aydınoğullarına bağlanmış, 1422 yılında yeniden</p>
<p>Osmanlılara geçmiştir. 16.y.y.`dan sonra İlderen ve Ildırı halini</p>
<p>almıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra yurdumuzun paylaşılmasıyla</p>
<p>Çeşme Yunanlılar tarfından işgal edilmiş, fakat Kurtuluş Savaşı’nda,</p>
<p>Fahrettin Altay Paşa birlikleri tarafından, 16 Eylül 1922’de düşman</p>
<p>işgalinden kurtarılmıştır.</p>
<p>Erythrai`den çıkarılan taşınabilir eserlerin tümü İzmir Arkeoloji</p>
<p>Müzesindedir.</p>
<p>Çeşme günümüzde denizi ile gündemde. Tarihte de Denizdeki</p>
<p>savaşlarıyla. Ve Çeşme deyince Kârhaneciler(Burada antrparantez</p>
<p>açtım bile. Çünkü her şeyin, her kesin bir anda anlamı kayan</p>
<p>ülkemizde, bu kelimenin de anlamı kayabilmektedir; aynen bu</p>
<p>kelimenin kaydığı gibi . Halbüki sözcüğün anlamı “İş yeri” dir );</p>
<p>börekçisi, Pidecisi, Ötelcisi diye sıralar ama Çeşme deyince;</p>
<p>elbetteki ‘Çeşme kendisiyle ünlü’ diyeceğiz öncelikle, doğa</p>
<p>zenginliği nedeniyle. İşte bu ünlüyü oluşturan dokuları sıralarsak;</p>
<p>Başta çeşme Kalesi, Altın Kum sahilleri, rüzgari, boy vermeyen ama</p>
<p>mavinin anlatılmaz tonuyla zevk veren denizi, Ilıcası, bana göre</p>
<p>sivrisineksizliği. Ama bir ünlü var ki o’da CEZAYİRLİ HASAN PAŞA.</p>
<p>Bakmayın Cezayirli denmesine, hemşehrim ve meslekdaşım olur. Şaka</p>
<p>bir yana gerçek şu ki; Kafkas kökenlidir ve de Mühendislik okulunun</p>
<p>temelini atan kişidir. İşte ben bunu en başa oturturum Çeşmenin</p>
<p>ünlüleri arasında.</p>
<p>Çeşme’nin güzelliği değil, Rüzgarı başına bela idi.Hiç aklınıza</p>
<p>gelir mi Rüzgarın savaşa sebep olacağı? Tarihte de rüzgar nedeniyle</p>
<p>savaşan iki devlet Osmanlı ve Rustur diyebiliriz. Bilindiği gibi;</p>
<p>Çeşme&#8217;nin çok eski zamanlardan beri var olan önemi, kürekle hareket</p>
<p>edebilen kadırga ve çektirmelerin yerlerini sadece yelkenle</p>
<p>seyredebilen büyük kalyonlara terk etmelerinden sonra daha da</p>
<p>artmıştı. Çünkü; sabit donanımlı(arma) dörtgen şekilli büyük</p>
<p>yüzeylerden oluşan yelkenlere sahip ve kabasorta diye tanımlanan</p>
<p>gemiler için devamlı aynı yönden esen &#8220;Ticaret rüzgarına sahip</p>
<p>Çeşme, yani istikrarlı ve kuvvetli rüzgarı olan Çeşme Ruslar için</p>
<p>çok önemliydi. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun güç kaybetmeye</p>
<p>başlamasıyla, Venedik donanmasının iki de bir Çanakkale Boğazını</p>
<p>kapaması ve Osmanlı donanmasını dışarı bırakmaması nedeniyle, Çeşme</p>
<p>Limanı daha da önem kazanmıştı. İmparatorluğun çeşitli yerlerinden</p>
<p>gemi ve askerler Çeşme&#8217;den istenilen yerler kolaylıkla</p>
<p>seyredilebiliyor. Çeşme&#8217;de tutulan birkaç kalyon Boğaz ağzından</p>
<p>Venedikleri kovalamakta etkili oluyordu. Gene tahıl ve diğer zirai</p>
<p>ürünlerin Avrupa ülkelerine gönderilmesi de Çeşme limanı</p>
<p>aracılığıyla ucuz ve emin şekilde mümkün oluyordu.</p>
<p>Tüm bunlar savaş nedeniydi. İşte “5 Temmuz 1770 Çeşme Deniz Savaşı”:</p>
<p>1770 yazında Sakız ve Çeşme önlerinde beliren Ruslar Türk ve Rum</p>
<p>halklarını şoke etmişti. Pek çok Rus askerlerinin kalabalık</p>
<p>filolarla Ege kıyılarına ve adalarına çıktıkları söylentisi</p>
<p>yaygındı. Özellikle Rus taraftarı provokatörlerin de abartısıyla</p>
<p>giderek halk arasında endişe ve huzursuzluk yaratmıştı. Osmanlı</p>
<p>ahalisi Rus tehdidinin olsa olsa Karadeniz yönünden gelebileceğini</p>
<p>bunu da Azak kaleleri, sonra İstanbul ve Çanakkale boğazında</p>
<p>engelleyebileceğini düşündüğü için Rusların birdenbire ortaya</p>
<p>çıkmalarına inanmakta zorluk çekmişti. Peki ama Ruslar Karadeniz&#8217;den</p>
<p>ve Boğazlardan görünmeden nasıl Ege&#8217;ye gelmişlerdi? Ruslar</p>
<p>Egedeydiler. Bu olay sadece Müslüman ve hrıstiyan Osmanlı tebasının</p>
<p>değil Babıali&#8217;nin de şaşkınlığına yol açmıştı. Fransızlar</p>
<p>zaman-zaman Osmanlıyı Rusların filo hazırlığı içinde oldukların</p>
<p>konusunda uyarmış, fakat Osmanlı bunu ciddiye almamıştı.</p>
<p>Petro&#8217;nun ölümünden önce önerdiği, Boğazlardan geçip sıcak denizlere</p>
<p>açılma ve Osmanlı İmparatorluğunun ortodoks teb&#8217;asını ayaklandırarak</p>
<p>İmparatorluğu zayıflatma stratejisi Ruslar tarafından başlatmak için</p>
<p>önce Mora halkı ayaklandırılmış başaramamıştı. Donanmanın ve adalar</p>
<p>denizi harekatı verilen operasyondan amaç; Çanakkale Boğazını</p>
<p>zorlayıp Marmara&#8217;ya çıkmak oradan da İstanbul&#8217;a saldırmaktı. Ancak</p>
<p>bu arada Ege&#8217;ye çıkmış olan Osmanlı donanmasını ortadan kaldırmak</p>
<p>gerekliydi. Donanma, boğazlardan geçmeye en büyük engeldi. Kaptanı</p>
<p>Derya Hüsameddin Paşa tarihte Rus donanmasına karşı etkin olamamış</p>
<p>başarısız komutandı. İşte bu noktada Cezayirll Hasan Paşa efsanesi</p>
<p>devreye giriyor. O tarihte Hüsamettin Paşanın emrinde olan Cezayirli</p>
<p>Hasan beyin (sonradan Paşa unvanını almış ve Kaptan-ı Derya</p>
<p>olmuştur.) atak bir yaklaşımla Rus filosuna saldırmak istiyor fakat</p>
<p>engelleniyor..</p>
<p>Osmanlı donanmasının 5 Temmuz günü bugün Damlasuyu adı verilen</p>
<p>mevkide yarların altında kıyıya birkaç gomina((185.2 metre-deniz</p>
<p>milinin onda biri) mesafede iki sıra olarak demirlendiğini savlarlar</p>
<p>tarihçiler. Fakat Cezayirli Hasan bey komutasındaki Burc-u Zafer;</p>
<p>dokuz ay önce çok iyi cins ağaçlardan yapılmış, iyi donatılmış ve</p>
<p>bazı kaynaklara göre 90 bronz topla silahlandırılmış savaş sınıfı</p>
<p>ihtişamlı gemi(kalyon) en deneyimli ve becerikli olanıdır , Osmanlı</p>
<p>filosunun diğer gemilerine oranla.</p>
<p>Rus filosunda İngiliz Amiral öncülük yapıyor. Bunu HAZMEDEMEYEN Rus</p>
<p>komutan filonun önünde bulunan Evropa adlı kalyonun arkasından</p>
<p>Burc-u Zafere saldırıyor ve ateşini çok yaklaşıncaya kadar tutuyor.</p>
<p>Amacı çok yakından yapacağı bir savlo (sancak cekmek icin kullanilan</p>
<p>1, 5 burgatalik/parmak ince halat.) ile Türk gemisinin işini bir</p>
<p>defada bitirmek. Ancak Demir haladı üzerine pürmeçe(Permece’dir ve</p>
<p>yedek halat demektir) tutmak suretiyle borda(geminin üstü) toplarını</p>
<p>Rus Amiral gemisine çevirip beklemekte olan Cezayirli Hasan Paşa,</p>
<p>onlardan önce ateş komutu vererek geminin armasının büyük kısmını</p>
<p>tahrip ediyor manevradan aciz duruma düşen gemi sürüklenerek Osmanlı</p>
<p>gemisinin üzerine düşüyor. Türk ve Rus, asker ve gemicileri şiddetli</p>
<p>bir çarpışmaya başlıyorlar, bir süre sonra bir rivayete göre Rus</p>
<p>gemisinin tutuşan direği, bir başkasına göre Burc-u Zafer&#8217;in direği</p>
<p>rus gemisinin cephaneliğinin üzerine düşüyor ve infilak ederek 800</p>
<p>kişiyle beraber batıyor.</p>
<p>Ancak bahse konu Adalar denizi harekatının karanlık ve pek iyi</p>
<p>bilinmeyen yönleri de var</p>
<p>Netice itibariyle Yevstafiy tüm gemicileri ve askerleri ve ayrıca</p>
<p>Mora&#8217; dan gemiye binen bir bölük süvari askeriyle birlikte havaya</p>
<p>uçtu. Amiral Sprıdov ise on altı subay ve astsubay birlikte</p>
<p>infilaktan birkaç dakika önce gemiden ayrılmış bulunuyordu.</p>
<p>Yevstafiy&#8217;in üzerine düşmüş olduğu Burc-u Zafer&#8217;in demir haladına</p>
<p>kaloma(demir atmış bir geminin zincirinin su içinde kalan kısmı&#8230;)</p>
<p>vererek Rus gemisinin çatmasını(hukukta gemilerin çarpışmasına</p>
<p>verilen ad.) hafiflettiğini olayın şahitleri anlatıyorlar. Ancak bu</p>
<p>yetmemiş olmalı ki Osmanlı filosunu öncü gemisi demir yerinden</p>
<p>koparak sürüklenmiş ve 600 -700 metre güneyde bir buruna oturarak</p>
<p>kısmen yanmış ve batmış bugün battığı yerde hala sert ağaçtan</p>
<p>yapılmış kalıntıları durmakta</p>
<p>Rus gemisinin batması ve Burc-u Zafer&#8217;in tutuşup karaya oturmasını</p>
<p>takip eden dakikalarda Osmanlı donanmasının paniğe kapılıp Çeşme</p>
<p>limanın içine kaçtığını ve üst üste bir şekilde demirledikleri</p>
<p>savlanır. Ruslar ve İngilizler 6 Temmuz günü Çeşme&#8217;nin içine kaçan</p>
<p>Osmanlı donanmasının yok edilmesi için bir plan tasarlarlar. 6</p>
<p>Temmuzu 7 Temmuz a bağlayan gece üç ateş kayığını(Yangınlarda</p>
<p>kullanılan ince, uzun, 3 veya 4 cift kurekli kayık) esmekte olan</p>
<p>kuzey rüzgarından faydalanarak limana doğru yolladılar. Kayıklardan</p>
<p>birine bir Rus teğmen diğer ikisine İngiliz subayları kumanda</p>
<p>etmektedirler. Bu üç kayıktan bir tanesi hedefine erişip deniz</p>
<p>suyuna karşı yağlanıp ziftlenmiş bir kalyonu tutuşturunca üst üste</p>
<p>durumdaki gemilerinde tutuşmaları gecikmedi. Birbiri akasına tutuşan</p>
<p>cephaneliklerin infilakları ortalığı cehenneme çevirdi.</p>
<p>Savaş ilginçliklerle dolu. Yukarıda Bizimkiler Rus Donanmasını</p>
<p>Karadeniz’den beklerken, Rus Donanmasının Batlıktan İngilizlerin</p>
<p>yardımıyla Akdeniz’e inmesine ve Mora’yı alıp Rumları isyana</p>
<p>katmalarına değinmiştik. Bu savaştaki zafer Rusları o kadar</p>
<p>etkilemiş ki; Kont Orlov sonradan Ceşmenski yani Çeşmeli adını bile</p>
<p>alabilmiş. Sanki zaferi kendi kazanmış gibi. St. Petersburg</p>
<p>yakınlarında Çeşme Kilisesi, Çeşme Hamamı, Çeşme Kilisesi olduğunu,</p>
<p>o dönem inşa edilen Rus gemilerine Çeşme adı verildiği savlanır.</p>
<p>Çeşme Deniz Savaşı Osmanlı Donanması açısından önemli bir kilometre</p>
<p>taşı niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda modern anlamdaki ilk</p>
<p>ilim ve bilim yuvalarından olan Deniz Harp Okulu&#8217;nun temellerinin</p>
<p>atılmasına neden olduğundan, herkes tarafından bilinmesi ve</p>
<p>dikkatlice incelenmesi gerekir.</p>
<p>Çeşme Deniz Savaşı , tarihimize “Çeşme Faciası” diye geçer. Çünkü;</p>
<p>Meydan larousse, Anabritanıca ve Büyük larousse ansiklobedilerden</p>
<p>faydalanarak değindiğim gibi; , 1770 yılının 6 temmuz gecesi , Rus</p>
<p>donanmasının gerçekleştirdiği baskınla , Osmanlı deniz gücü tümüyle</p>
<p>yok edildi. Fakat şu gerçeği de unutmamak gerekir, tarihçiler: Çeşme</p>
<p>Deniz Savaşı Osmanlı Donanması açısından önemli bir kilometre taşı</p>
<p>niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda modern anlamdaki ilk ilim</p>
<p>ve bilim yuvalarından olan Deniz Harp Okulu&#8217;nun temellerinin</p>
<p>atılmasına neden olduğundan, herkes tarafından bilinmesi ve</p>
<p>dikkatlice incelenmesi gerektiğini söylerler.</p>
<p>Çeşme tarihi ile özdeşleşen iki kişi var Birincisi; 1071 yılında</p>
<p>Aandolu`yu yurt haline getirme girişimlerine başlayan Türkmen</p>
<p>Beylerinden ÇAKA BEY, diğeri isi yakın tarihte cesareti ile ün</p>
<p>salmış olan CEZAYİRLİ HASAN PAŞA:</p>
<p>“Hasan Paşa 1720`de Gelibolu`da doğdu. Köle idi. Sonradan efendisi</p>
<p>tarafından azad edilen Hasan Paşa, onun verdiği bir miktar sermaye</p>
<p>ile, yiğitlerin şöhretini duyduğu Cezayir`e gitmek için yola çıkmış.</p>
<p>Yolda gemileri Düşman gemisiyle çatışmaya girince Hasan Paşa, çok</p>
<p>genç olmasına rağmen düşman gemisine sıçrayıp büyük bir cesaretle</p>
<p>cenge katılmış. Geminin mürettebatından on beş kadarını tek başına</p>
<p>öldürdükten sonra, diğerlerini geminin ambar ve kamarasına kapatarak</p>
<p>gemiyi ele geçirmişti. Hasan Paşa`nın bu cesareti o zamanın Cezayir</p>
<p>dayısı tarafından pek takdir edildiğinden, gemi kendisine verilerek</p>
<p>Dayılar( cezayir, tunus, vetrablusgarb&#8217;da merkezden gönderilen</p>
<p>osmanlı eyalet beylerbeylerinin etkinlikleri yok olduktan sonra</p>
<p>ortaya çıkan ve yönetime yerleşen yerel egemenlerin seçtiği</p>
<p>yöneticiler) arasına katılmıştır. Kısa zamanda şöhrete ulaşarak</p>
<p>Cezayir’deki Tlemsen şehri Beyi olan Hasan Paşa, Cezayir`deki</p>
<p>dayıların hasetliğine maruz kalıp, hayati tehlikeye düştüğünden</p>
<p>İspanya`ya geçmiş.</p>
<p>İstanbul`a dönen Hasan Paşa, Cezayir`e gitmeden önce yeniçeri</p>
<p>ocağına yazılmış ve Belgrad seferinde büyük başarılar göstermiştir.</p>
<p>Kendisi denizciliği ile meşhur olduğundan kaptanlar sınıfına</p>
<p>alınarak, bir de gemi verilmiştir. 1770`de MİR-İ MİRANLIK(Askeri</p>
<p>beylik) payesi verilerek kaptan olmuş ve Limni adasını</p>
<p>Hırıstiyanlardan alıp &#8220;GAZİ&#8221; ünvanını almıştır. Aynı sene içinde</p>
<p>vezir olan Hasan Paşa, Kaptan-ı Derya tayin olmuştur. Daha sonra</p>
<p>boğaz muhafızı, sonra da Anadolu eyaleti ve Rusçuk Seraskeri (savas</p>
<p>ve asker isleri bakani ) oldu. 1786`da Sadaret(basbakanlik)</p>
<p>kaymakamı olan Hasan Paşa, iki sene sonra Kaptan-ı Deryalıktan</p>
<p>azledildi. Hasan Paşa Kaptan-ı Derya(oramiral) olduğu senelerde 1768</p>
<p>Türk-Rus harbi baş göstermişti. Rusların Akdenize gönderdikleri</p>
<p>Baltık donanması önce Osmanlı donanmasıyla çarpışmış, ama bu</p>
<p>çarpışmada kesin sonuç alınamamıştı. Ege kıyılarına yakın KOYUN</p>
<p>ADALARI civarında yapılan ikinci bir savaşta asıl muharebe Hasan</p>
<p>Paşa`nın kalyonu ile Rus Amirali Sipiridov`un gemisi arasında</p>
<p>olmuştur. Hasan Paşa ile otuz kadar yiğit Rus gemisine geçmiştir.</p>
<p>Düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma esnasında yaralanan</p>
<p>Hasan Paşa, tekrar kendi gemisine geçmiştir. Bu beklenmeyen baskın</p>
<p>ile şaşkına dönen Moskoflar telaşa kapılarak kendi cephaneliklerini</p>
<p>ateşlemişler, ateş Türk gemisine de sıçrayınca her iki gemi de</p>
<p>yanmaya başlamıştı. Türk yiğitleri de kıyıdan gönderilen bir kayıkla</p>
<p>kurtarılmışlardı. Hasan Paşa`ya gösterdiği kahramanlık sebebiyle</p>
<p>kendisine Kaptanlık ve Beylerbeyliği(sancak beylerinin-valilerin</p>
<p>başı) verilmiştir. Hasan Paşa`nın ikinci Kaptan-ı Deryalığı 15 yıl</p>
<p>sürdü. Bu süre içinde pek büyük hizmetlerde bulunan Hasan Paşa,</p>
<p>Suriye ve Irak`ta baş gösteren Tahir Ömer isyanını bastırmış, daha</p>
<p>sonra 1787 Rus-Avusturya harbinde Yılan Adası savaşına katılıp, Rus</p>
<p>donanmasını mağlup etmiştir. Ertesi yıl İsmail önünde de Rusları</p>
<p>hezimete uğratarak başarı kazanmış, bu başarısı üzerine</p>
<p>Sadrazamlık(Başbakanlık) payesi verilmiştir. Hasan Paşa`nın bu</p>
<p>görevi 3 ay sürmüştür; 1790 senesinde vefat etmiştir. Hasan Paşa,</p>
<p>yürüttüğü devlet hizmetleri yanında birçok hayır eserleri de</p>
<p>bırakmıştır. İstanbul tersanesinde bir kışla yaptıran Hasan Paşa,</p>
<p>Midilli`ye çeşmeler yaptırdı. Bakla`da yine çeşme, Vizne`de cami,</p>
<p>hama ve üç çeşme, Midilli`de Paşa köşkü ve büyük mermer havuz ve</p>
<p>Limni, Sakız, İstanköy adalarında çeşmeler yaptırdı.Bence en büyük</p>
<p>hizmeti: bugünkü İstanbul Teknik Üniversite’nin, dahası</p>
<p>Mühendisliğin temelini atmasıdır. Şöyle ki “1773 senesinde,</p>
<p>haliç&#8217;te, tersane-i amirenin darağacı semtinde, büyük maçunanın(Ağır</p>
<p>yük kaldırma makinesi) bulunduğu mahalledeki bir gözde, tersane</p>
<p>hendesehanesini(mühendishane) kurmuştur. Burası 1784&#8242;te</p>
<p>mühendishane-i bahri hümayun(Deniz Harp Okulu), 1795&#8242;te</p>
<p>mühendishane-i berri-i hümayun(Kara Harp Okulu), 1883&#8242;te hendese-i</p>
<p>mülkiye mektebini doğurmuş ve istanbul teknik üniversitesi, deniz</p>
<p>harp okulu ve yüksek denizcilik okulunun kuruluşlarına ön ayak</p>
<p>olmuştur-ekşi sözlük”</p>
<p>Hasan Paşa`nın en büyük özelliği, kendisine alıştırdığı bir aslanı</p>
<p>daima yanında gezdirmesiydi. Çeşme Kalesi önündeki Aslanlı heykeli</p>
<p>turistlerin en büyük ilgi odağı.</p>
<p>1996 Temmuz’unun 29’u. Dün başlayan ve hala devam eden bir yangından</p>
<p>söz edeceğim. Önce gazetelerdeki haberi veyeyim: “Türkiye’nin iki</p>
<p>önemli turizm merkezi, orman yangınlarıyla cehenneme döndü.</p>
<p>Kuşadası’ndaki yangin Dilek yarımadası Milli parkını tehdit ederken</p>
<p>Marmaris’teki yangın da Datça yarımadasına doğru yayılıyor. 2000</p>
<p>Hektarlık alan kül oldu. PKK’da Osmaniye’de orman</p>
<p>yaktı(Milliyet-29/7/1996)”</p>
<p>Son tümce düşündürücü geldi bana. Yani PKK’nın orman yakması</p>
<p>tümcesi. Bu bana sevgili Metin’in söylediği; Çeşme’de azınlıkları</p>
<p>göçe zorlayan Orman ve Bağ alanlarının yangınını çağrıştırdı.</p>
<p>Aslında, “Ormanı yakan kim ? sorusunun yanıtından önce ormanı yakmak</p>
<p>kendimizi yakmak olduğunu öğrenmemiz gerekir. Ne olursa olsun, hangi</p>
<p>nedene dayanırsa dayansın doğayı yakmak, doğanı, yani kendimizi</p>
<p>yakmamızdır. Bunu fark edemeyişimizin zavallılığını atamadığımız</p>
<p>sürece hem kendimizi hem doğamızı yok etmeyi sürdüreceğiz. Gazetinin</p>
<p>bir başka köşesinde, bir başka yok oluşu okuyorum. Evet zülfü</p>
<p>Livaneli’nin “Ölümden Yaşama Dönüş” başlıklı köşe yazısını. Ölüm</p>
<p>oruçlarında ölen gençleri ve olayları yazıyor. Ölen</p>
<p>gençlerden-Adalet bakanı Şevket kazan’ın : “ Gizli örgüt</p>
<p>itirafçılara zorla ölüm örücü tutturuyor. Örgüt’ün faksı ve de cep</p>
<p>telefonları bile var..Cezaevleri gizli örgütlerin adeta eğitim</p>
<p>alanı..Bunlara müdahale edeceğiz, ilk müdahalelerde olduğu gibi yine</p>
<p>en az 50 kişi ölebilir..” şeklindeki açıklamalarından-Refah Parti</p>
<p>milletvekili Mukadder Başeğmez’in de içinde yer aldığı, Zülfü</p>
<p>Livaneli, Ercan Karakaş, Yaşar Kemal, Eşber yağmurdereli, Oral</p>
<p>Çalışları, Halil Ergün ve Ercan kanar’ın yer aldığı, cezaevindeki</p>
<p>olayları izleme ve uzlaştırma komitesinden- Ve uzlaşı komitesini,</p>
<p>içerideki bölücü örgütün, din düşmanı ABD yandaşlarının dışarıdaki</p>
<p>uzantısı olduğunu belirten, Akit gazetesinden Yaşar</p>
<p>Kaplan’dan(21/7/1996 günkü yazısı)’ söz eden yazısını okuyorum.</p>
<p>Erbakan iktidarı utanmadan Kendi Milletvekilini bile suçlayan</p>
<p>değerlendirmelerde bulunabiliyor, cezaevinde onlarca hükümlü</p>
<p>ölürken. Ve “ Bay- rampaşa’daki tutuklular Solcu, sağcı, ülkücü,</p>
<p>dinci, Kürtçü olabilir, biz demokrasinin evrensel dayanağı insan</p>
<p>hakları için varız. Amacımız ölümleri durdurmaktır..” diyen gurubu</p>
<p>Akit gazetesi, Emperyalistlerin Kapitalist ağa babaların uşağı,</p>
<p>Namussuzlar-ki aralarında Mukadder başaeğmez de var- diye</p>
<p>suçayabiliyor. Bunlarla alay eden Şevket Kazan ise Yaşar Kaplan’a</p>
<p>göre namuslu. Belli ki bu namuslu adamlarla bu toplumun işi var.</p>
<p>Bunlar yarın farklı aldatmacalarla, belki de ABD kucağında karşımıza</p>
<p>çıkıp başımıza bela olurlar gibime geliyor…Göreceğiz bakalım.</p>
<p>Bugün 29/7/1996. Sevgili Bacanak ve baldız Çeşme’nin bir başka</p>
<p>güzelinin koynuna atacaklar. Evet Boyal Koy’a gidiyoruz. Cezayirli</p>
<p>Hasan Paşa’nın heykelinin önünden geçip Ankara’yı aramak için sahil</p>
<p>boyuna indim. Ankara’yı bulamadım, ama yerde bir top buldum. Evet</p>
<p>antik bir top. Herkes başına uçuşmuş Herkes topun tarihi feryadını</p>
<p>izliyor. PTT’ye yakın Çeşme kalesi-ki ayni zamanda Çeşme müzesi-</p>
<p>önündeki Cezayırli Hasan Paşa’nın önünde duruyor savaş topu. Başında</p>
<p>dalgıçlar, içlerinden biri bu araştırma gurubunun başı olsa gerek ki</p>
<p>sürekli talimatlar veriyor topu temizleyen dalgıçlara. Yakın bir</p>
<p>koy’dan çıkarmışlar. Büyük Çeşma Deniz savaşında batan tek Rus</p>
<p>gemisinin bugüne dek çıkarılan en büyük toplarından biri. Denizden</p>
<p>çıkan tüm ganimetler ona teslim edilmesi gerekiyormuş- çasına</p>
<p>Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın önüne atmışlar. Cezayırlı Aslanıyla</p>
<p>birlikte olayı izliyor.</p>
<p>Çeşme balıkçı barınağı; Bayındır A.Ş tarafından “Çeşme Turizm Yat</p>
<p>Limanı” na dönüştürmek için genişletiliyor.</p>
<p>Boyalı Koyundayız. Çeşme’de ilk yapılaşmaya açılan bu 5 km’lık kıyı</p>
<p>bandı, Çeşmeye’ye çok yakın. Buradaki yapılaşmayı , dahası kıyı</p>
<p>saldırganlığını görünce, kendimi karamsarlıklar girdabında buldum.</p>
<p>Hani hint Okyanusunda, cennetin halkaları gibi dizilmiş Adalar var</p>
<p>ya, adı Maldiv. İşte bunun için küresel ısınmadan dolayı çok yakin</p>
<p>gelecekte tamamen sular altında kalacak deniyor. Çeşme de böyle</p>
<p>giderse, yapıların altında kalabilir. Çünkü bunun sinyallerini</p>
<p>Boyalı koy’da alıyorsunuz. Doğanın evrensel boyasını bozanlar Boyal</p>
<p>Koy’a doğa duyarlılığı içinde baksınlar istiyorum.</p>
<p>Boyalı da kıyı yasaları-ki kim taka..-dikkate alınmaksızın denize</p>
<p>sıfır, üstelik estetikten yoksun hangar binası benzeri bir</p>
<p>yapılaşma. Olayı biraz abartacağım: ‘Hani çocuklar vardır, denizden</p>
<p>korkar, bir ayağı deniz de bir ayağı kumda ürkek duruş verirler ya,</p>
<p>yapılarımızın da durumu öyle diyebilirim. Çeşme’nin gelecekte Bodrum</p>
<p>ile yarışacağını söyleyenler beni ürkütüyor. Ya Bodrum’un o mavi ile</p>
<p>yeşili yok eden ariel beyazı beton yığınına dönüşürse Çeşme! Abartı</p>
<p>katsayımı biraz artıracağım. Hani kefen giymiş Bodruma …Yine Sevgili</p>
<p>bacanağın söylediğine göre, yabancılar mülk edinmeye başlamış,</p>
<p>özellikle, talan içerikli, özal’ın ‘Yabancıların Mülk edinmesini</p>
<p>kolaylaştıran’ yasası sonrası. Yabancılar Cennet diyormuş buralara.</p>
<p>Cennet olduğunu biz de biliyoruz. İspanya’da, Fransa’da, Nörveç’te</p>
<p>v.b ülkelerde böylesi cennetler yok mu.? Var! Var da; böylesi talan</p>
<p>kolaylıkları sağlanmıyor, sözde yatarmcı veya bir şekilde</p>
<p>talancılara. Çevreyi ve doğayı kesin tahrip ettirmiyor. Onun için</p>
<p>bizim buralar Cennet, yoksa cennet olduğundan değil. Kendilerine</p>
<p>verilen ödünün adı Cennet. Ödün üstüne ödün veren benim odunlarım,</p>
<p>bunun adını da yabancı yatırım diyorlar. Yabancılar da bizim oduna</p>
<p>mobilya iltifatları yaparak, Tükiye’nin özgürlükler ülkesi olduğunu</p>
<p>sölüyorlar. Biliyorum içinizden “Neee??!!” feryatlarının</p>
<p>koptuğunu.Çünkü biliyorsunuz ki, bu ülkede ‘Netekim’ ler yaşını</p>
<p>büyüterek çocukları astılar. Buna; ‘özgürlüğümüze hayran kaldıkları</p>
<p>için yabancılar yatırım yapıyor’ demeyelim. Bunun adı; bal gibi,</p>
<p>aptallığımıza güvenerek yabancıların ülkemizi yatırmasıdır. Evet;</p>
<p>Yabancı yatırımı değil, YABANCININ ÜLKEMİZİ YATIRMAS bunun adı.</p>
<p>Yeni yeni başlayan sörf tutkunları için Çeşme müthiş bir yer. Zaten</p>
<p>Yel değirmenleri gördünüz mu, bilin ki orda sörf yapılıyor.</p>
<p>Anladınız değil mi, rüzgar sörfünden bahsettiğimi. Çünkü, sörf’ün</p>
<p>tek materyali rüzgar. O da Çeşme ve Alaçatı’da çooook. Ya, Tarihi</p>
<p>taş evleri deyince..Durun oraya da geleceğim, yani Alaçat’ya biraz</p>
<p>sabredin beeeee!</p>
<p>Sevgili Metin ve Nesrin’in gümrükteki işleri çok ve de zor. Günlerce</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infocesme.com/cesme-rehber/nerede-kalinir/bir-blogcu-gozuyle-cesme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
