Bir Çeşme Sezonuyla daha vedalaşırken…

sonbahar_cesme

Bir Turizm Sezonuyla daha vedalaşırken

Her yıl bu aylarda bir sezon değerlendirmesi yapar, haklı, haksız yanlarımızı masaya yatırır ve kışın ne kadar rahat uyuyacağımızın hesaplarını yaparız. Artık hâsılat dönemi tamamlanmış, 300 gün süren beklentinin getirilerini, götürülerini toplamalarını, çıkartmalarını yapabileceğimiz günlere gelmiş bulunuyoruz. Hedeflerimizle buluştuk mu? Beklentilerimizin ne kadarına ulaştık? gibi soruların cevaplarını aradığımız sonbahar aylarına hızla girdik. Gerçi son 2-3 yıldır beklentilerimiz ve hesaplarımız alt üst oldu ama biz yine de hesapsız kitapsız kalmamak için defterimize olmasa da aklımıza bazı beklentileri çoktan kaydetmiştik. İşte bu karmaşık hesaplar içinde 2009 Çeşme sezonunun bana göre somut çıkarımlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Geçen yıl turizm sezonunun sonlarına doğru yayılan küresel kriz özellikle iç turizmi teğet geçmiş biz de gururlanmıştık. “ kriz turizme dokunamadı. İşte böyle krizi ezer geçeriz” gibi duygularla krizi takmamıştık. Ama yanılmışız. Kriz sektörleri sıraya dizmiş bize de torpil geçmiş, “ siz zayıf bir sektörsünüz sizinle fazla uğraşmama gerek yok. Hatta siz o kadar hafifsiniz ki, İran Amerika’ya sağlam bir kafa tutsa 7 şiddetinde sarsılıyorsunuz” gibi mırıltılarla bizi uyutmuştu ve 2009 sezonuna uyandığımızda korktuğumuz krizin bize de ulaştığını gördük. Aslında şu 2009 sezonunu anlatmak oldukça zor gibi çünkü bir tarafını anlatmaya çalışırken, kafam başka bir konuya gidiyor.

Bu krizin bilmediğimiz başka yanları da vardı galiba. Mesela bu sezon Çeşme’de son 14 yılın ( Temmuz & Ağustos) en yoğun rüzgârı esmiş. Eserdi de bu kadarı fazla oldu galiba. Ara sıra plaja indiğimde tatilcilerin güncel konuları hep rüzgârdı. Hatta kendi aralarında yorum yapıyorlardı “3-4 gün daha esecekmiş, sonra düzelecekmiş” Uzaktaki dostlarıyla telefon görüşmeleri yaparken de” hala esiyor bari siz esmeyen yerlere gidin “ diyorlardı. Bize sorduklarında da “bugün de esecek yarından sonra düzelmeye başlayacak “ dedik ama haklı çıkamadık. Hep esti. Neyse bunda da bir hayır vardır diye yorumlamak lazım. Biz esmesin duası yaparken Alaçatı bölgesi, özellikle sörfçülerimiz tam aksi yönde dualar yaptılar ve beklentileri gerçekleşti. Yani bu yaz Alaçatı’mızın yılıydı. Tabii ki bu başarıyı yalnızca rüzgâra bağlamak yanlış tespit olur. Belki rüzgâr, sörfü biraz hareketlendirdi, Alaçatı sokaklarını da biraz serinletti ama Alaçatı başarısının arkasında farklı konseptlerin ve çalışmaların olduğunu kabul etmekte lazım. Çeşme’ nin bu başarıyı irdelemesi hatta örnek alması gerekir. Ülkemizdeki pek çok belde ve kasaba yönetimi Alaçatı’nın başarısını incelemeye aldı ve Alaçatı’yı araştırmak için görevliler gönderdi. Adamlar araştırma yapmakta haklı. Ilıca’dan, Alaçatı’ya geçerken tam Alaçatı Stadı’ndan sola dönüp rüzgâr değirmenlerine yaklaştığınızda başka bir ülkeye geçer gibi oluyorsunuz. 2-3 yılda bu kadar adını hızlı duyuran başka bir belde yok. 70-80 tane butik oteli, bir o kadar veya biraz daha fazla restoranı ve cafesi var Alaçatı’nın ama maşallah yaz sezonunda hepsi doluydu. Ilıca ve Çeşme adresli otellerin doluluğu % 60’larda seyrederken, Alaçatı’lı meslektaşlarımız, 60-80 gün boyunca % 100 doluluk yaşadılar. Biz de yaz boyunca Alaçatı adını kullanarak doluluğumuzu nasıl arttırırız hesapları yaptık, hatta rezervasyon ve satış departmanımız “Alaçatı’ ya çok yakınız, dolmuş kapımızın önünden geçiyor, 5-10 dakikalık bir mesafedeyiz” vb. ifadelerle satışlarımızı artırmaya çalıştı. Ben bir Ilıcalı olarak bu halimize fena üzülüyorum ve Israrla şu Ilıca’yı artık zirveye taşıma zamanı geldi hatta geçti diyorum. Sayın Belediye Başkanımızdan ve Sayın Kaymakamımızdan bu konuda acil uygulamalar bekliyoruz. 2010 sezonu için Ilıca’nın,Çeşme’ nin de cıvıl cıvıl olmasını arzuluyoruz . Nasıl yapabiliriz sorusunun cevabı o kadar çok ve o kadar basit ki. Aslolan hedefimize koymamız ve bir bir tüm uygulamaları hayata geçirmemiz. Ben eminim ki hedefimizi belirlersek, terminlerimize uyarsak sonuç bizim istediğimiz gibi olacaktır. Daha önce de pek çok yazımda sizlerle paylaştığım gibi, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Tüm olumsuzluklar da tüm çözümler de ortada. Belediye Başkanımız Faik Bey ve yeni Kaymakamımız Cafer bey iyi bir sinerjiyle Çeşme’ yi hak ettiği yere getireceğini ümit ediyoruz. Biz turizmcilerde zaten hiç desteğimizi esirgemedik ve sonuna kadarda yanlarında olacağız. Sanki başka çarelerinde artık kalmadığına inanıyoruz. Her şey birlik ve beraberlikle mümkün. Kendi çıkarlarımızdan veya küçük kesimlerin çıkarlarından uzaklaşıp, çoğunluğun çıkarlarını düşündüğümüz gün çok konuları çözmek daha kolay olacaktır.

Konularımızı toparlayacak olursak, global kriz, rüzgâr krizi derken bu yıl bir de Ramazan ayı krizine takıldık. Mübarek Ay öyle bir geldi ki Çeşme’yi bir günde Hiroşima gibi yaptı. Caddeler, plajlar, beachclublar, gece kulüpleri oteller ve otoyoldaki trafik 20 Ağustos 2009 günü % 50 aşağıya indi. Pek çok krize çare bulunabilir belki ama “bu kutsal ayı turizm için nasıl artıya çevirebiliriz” sorusunun cevabını galiba zor bulacağız. Bu konuyu da Çeşme Müftümüze bıraksak ve biraz kafa yormasını istesek bilmiyorum doğru olur mu? Veya ne kadar etik olur? Hatta bizler için birkaç tane de slogan hazırlasa… Böylece belki tatilcilerin tatille Ramazanı birlikte yaşamaya aşina olmasını sağlamayı ve sezonumuzun 2010 yaz sezonunda Ağustos ayı ortasında bir sekteye uğramasını engellemiş oluruz.

Son olarak söyleyebilirim ki, 2009 yaz sezonunda yaşadıklarımızdan ve yukarıda kısaca bahsetmeye çalıştığım çıkarımlardan alınacak dersler, olumsuzlukları olumlu hale getirmek için de kat etmemiz gereken önümüzde yeni bir 300 gün var. Beklentilerimize uygun hedef ve çalışmalarla bu süreci iyi değerlendirelim ki, hasat zamanı artılarımız eksilerimizden fazla, çıkarımlarımız olumlu olsun diyor, sonuçlar hep bizi gülümsetsin istiyorum.

Saygılarımla,

Yakup DEMİR

Yorum Yap